Kimse kesemez, o kadar net! Kesenlerin de başına nelerin geldiğini aylardır, senelerdir okudunuz, dinlediniz.
Bu şehrin bir hedefi var. Hani senelerdir dediler, bizler de haberleştirdik, yazıp çizdik. Marka şehir…
Peki, marka şehir olmak çok mu zor? Değil. Taşıyıcı kolonlarını kesmezseniz, iyiliğe, mükemmelliğe giden yolların önüne barikat kurmazsanız, b şehir için özel hayatını bile elinin tersi ile kenara koyup, canhıraş çalışan insanların önündeki engelleri kaldırmazsanız, gittiğiniz yerde yoluna diken, aracının tekerlek altına cıncık parçaları koymazsanız, desteklediğinizi zannedip-söyleyip aleyhine şor ederseniz, taşıyıcı kolan diye bir şey kalmaz.
Mimarı, müteahhidi kim olursa olsun! İçinde oturanlar da dahil…
O bina çöker, altında kim kalır, onu bana sormayın!
*
Şehri bir bütün olarak değerlendirmek gerek. Önüne gelen, sabah erken kalkan, ki en kolay şey belediye başkanlarını eleştirmek, biraz da gıcıklığı varsa, azıcık muhalefet damarı kabarıyorsa, algı yaratma adına vur tepesine gitsin!
Çok kolay!
Sosyal medya bunun için icat edildi ve çok da izleyeni, taraftarı var. Abonesi çok (itibarlarının olup olmadığı tartışılır) fısıltı gazetesinden beter, ki fısıltı gazetesinin de tirajı maşallah, yarat bir uydurma algı, yerle yeksan et!
Etik mi, elbette değil.
*
Büyükşehir sadece merkezden ibaret değil. İlçeleri de var, kırsalı da, köyü de.
Taşıyıcı kolan derken neyi kast ettiğime gelince.
Bu şehrin bir büyükşehir belediye başkanı var. Ki, destek olmamız gerek, partili partisizi herkes Fırat Görgel etrafında kenetlenmek zorunda. Kaç kez yazdım, yine yazmaktan usanmam, olağanüstü bir gayretle çalışıyor.
8 tane milletvekili var, takım elbiseli poz verdiler, birlik beraberlik mesajı servis ettiler topluma, ki alakası yok!
Basın camiası dersen herkes kırk dereden su getiriyor. 7-8 cemiyet-dernek var, çoğunun oturacak, misafir kabul edecek yeri yok, ancak bakıyorsun algı yaratmada etkililer mi, kimine evet, kimine hayır, kiminin de esamesi okunmuyor zaten. Fakat aslolan, bu şehir için el ele vermek, kenetlenmek.
*
Taşıyıcı kolan biter mi, bitmez. Sivil toplum kuruluşları bu kolonun birer ayağı. Şehrin gelişiminde ve tanıtımında önemli rol oynayan ister ekonomiye dayalı olsun, ister toplumsal, maşallahı var şehir sivil toplum kuruluşları ile dolu. Odalar, sendikalar, vakıflar, dernekler. Çoğu da tabela sendikası, derneği.
Sizden bizden modası her yerde var. Bizler, siyasiler, bilumum başkanlar ‘sen’ ve ‘ben’ kavramları üzerinden siyaset sürdürürken, gazetecilik yaparken, şehrin geleceğini planlama adına ne yazık ki bu kolonları kesiyor, altında kimlerin kalacağını düşünmeden, zaten mimar çapsızın tekiydi, zaten müteahhit de malzemeden çalmıştı, o kolon, o kiriş kesilmiştir, bina da çökmüştür.
*
Bakın, depremin üzerinden 3,5 yıl geçti, çok şükür toparlanıyor, yeni bir güne, yepyeni bir yüzle uyanıyoruz. Yeni bulvarlarımız, caddelerimiz ve sokaklarımız oluştu, yeni meydanlara kavuşuyoruz, şehir merkezindeki otopark sayısı arttı, (bir an önce açılması şart) konutlar ve işyerleri birer birer hak sahiplerine teslim ediliyor, cazibe merkezi bildiğimiz-dediğimiz Trabzon Caddesi ile eski günlerini aratsa da yine de hareketliliğe doğru adım atıyor.
Umutsuzluğa kapılmadan, iyimser tavrımızı kaybetmeden, hangi partiden olursa olsun, başkanlarımıza inanarak-güvenerek şehri geleceğe hazırlama adına herkesin eline taşın altına koymasını bekliyoruz.
Bizim gidecek başka şehrimiz yok! O bakımdan, şehrin taşıyıcı kolanlarını kesmeyelim. Kesersek, altında kalacak çok kişi olur!
Allah muhafaza!