Sayın Mehmet Akpınar büyüğümüze bakılırsa, ki hak da vermiyor değilim, her insanda olduğu gibi, mahallelerin, yani oturduğumuz, ikamet ettiğimiz semtlerinde birer kalbi var. O kalpler ki, bazen bir acı, sadece yürekleri değil, gözleri de açar.

Görmediğimizi gösterir, ihmal ettiğimizi hatırlatır.

Ve en önemlisi, yapılması gerekeni geciktirmeden yapmanın ne kadar hayati olduğunu öğretir.

Bazen de alır bizi çok eski yıllara götürür, hatıralara boğar, sevdiğimiz kızın elini tuttuğumuzu hatırlatır, komşunun bahçesinden erik çaldığımızı, arkadaşlarla küsküç oynadığımızı da.

*

Başkan sayın Mehmet Akpınar haklı; Şehirlerin kalbi sadece meydanlar değildir. Asıl kalp, mahallenin içinde atar.

Çocukların koştuğu sokaklarda, annelerin birbirine selam verdiği o dar aralıklarda. Kasabı ile, bakkalı ile postacısı ile muhtarı ile, manavı ile terzisi ile bizi bize hatırlatır o mahalleler. Ve o kişilerle, o semtlerdeki hatıralar toplasan on cilt eser çıkar ortaya.

Mahallenin kalbi dedik. Sürekli atar, hiç teklemez. Çünkü o kalpte sevgi var, saygı var, sadakat var, komşuluk ilişkileri var, samimiyet var. Ama o kalp ihmal edilirse. Boşluklar oluşur. Ve o boşluklar ya iyilikle dolar… Ya da kötülükle…

*

O eski mahallelerden eser kalmadı şimdi. Hani şarkıda söylediği gibi, aynen öyle. Zaten o tanıdık kasap da kalmadı, terzi başka mahalleye göçtü, bakkal marketlere yenik düşünce kapatmak zorunda kaldı, postacıyı göremez olduk sosyal medya gelişti gelişeli, muhtar desen kendi havasında.

Tanıdık varsa erzakını gönderir, muhtarlıktan başka işleri kovalar, mahalle ile alakası da yoktur, o bakımdan mahallenin bekçisi de olmaktan çıkmıştır zaten.

Uzun zamandır bazı mahallelerimizde, şehri kuşatan tüm sessiz bir çürüme vardı.

Atıl kalan parklar, sahipsiz alanlar çoğaldı. Parklar mahalle dilberlerine ve sakalı bile çıkmamış tıfıl oğlanlara kaldı. Ya da bali çeken, uyuşturucu içenlere, hatta bira şişesini çöp kovasına değil, orta yere atanlara, sigara izmaritlerini ve yediklerini masa üstüne biriktirenlere kaldı.

Zaten mahalle sakinleri de artık parklara inmez, kanepelerde oturmaz oldular. Zira güvenli olmaktan çıktılar, psikopatların, sapısiliklerin mekanı haline geldiler.

Mahallelerin tadının kaçması ondan!

*

Gençlerin yönünü kaybettiği, zararlı alışkanlıkların kol gezdiği yerler ve evlerin içinde de başka bir yalnızlık büyüyordu. Ekranların karşısında geçen saatler, anlamsız tartışmalar, dedikodular, ruhu yoran içerikler, fark edilmeden yıpranan aileler, zayıflayan bağlar, hiçbir boşluk boş kalmaz.

Eğer siz doldurmazsanız, başkası doldurur!

*

Başkan Mehmet Akpınar’ın dediği üzere, işte tam da bu yüzden, mahallelerin kalbine dokunmak gerekiyordu. Sadece betonla değil, sadece duvarlarla değil, yaşayan mekânlarla, anne Çocuk Bilgi Evleri bu anlayışın bir ürünüdür.

*

Evet… Yaklaşık 200 metrekarelik kapalı alanlar inşa ediyoruz, ama asıl mesele, dört duvar değildir. O binaların etrafında hayat var, çocuk oyun grupları var, koşan, gülen, düşen, yeniden kalkan çocuklar var, banklar var, birbirine selam veren, hâl hatır soran insanlar, oturma alanları, yalnızlığın yerini muhabbetin aldığı sıcak ortamlar var…

Yazı uzadıkça uzayacak gibi görünüyor. Ailelere klasik gelecek ama olsun, tekrarında fayda var, çocuklarımız ekranla değil, akranlarıyla büyüsün!

Başarabiliyorsanız tabi.