Çok çok seneler önce, yan bir zamanlar hava durumu bülteni sunulurken, bayan sunucunun; “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun!” temennisini bir yana bırakarak, biz gökyüzüne bakalım, yönümüzü güneşe çevirelim.
Güneş de mübarek bir var bir yok, nanik yapar gibi sanki, yazdan kalma biraz sıcak hava bedenimizi ısıtsa da, askı sıcak günler geride kaldı. Şimdi yağmur zamanı fakat daha bunlar ayaz yağmuru. Ne derdi eskiler, “Yaz yağmuru gençlik aşkına benzer, çabucak gelir geçer!”
Evet, bu mevsimde yağana yağmur şu sıralar sabah biraz düşüyor yere, öğleye hava açıyor, akşama bakıyorsun hava kararmış ve yağmur başlamış.
*
Bizim şehrin havası da aynen öyle.
Ülke üzerindeki siyasi hesaplar yazının dışında, ancak şehrimin üzerindeki sis henüz dağılmış değil.
Birinin yanında olduğunu kalabalıkta dillendiren, içindeki hırsını dışarı vuruyor, kalabalıkta göklere çıkarttığının perde arkasında kuyusunu kazıyor. Çünkü hesabı var. Malum siyaset biraz da matematik işi. Malum, siyasette her zaman 2 çarpı 2 ve 2 artı 2 = 4 etmiyor.
Biz kahramana şehrin kahraman evlatları olarak, gökyüzünün ne getireceğini bilemeyiz, Allah’ın işine karışmak haddimiz değil, lakin nasıl bir gökyüzünün altında yaşamak istediğimizi, siyaset yapmak istediğimizi bilemiyor, kestiremiyoruz.
Çünkü siyasilere güven yok! Herkes taşlarını gizliyor, kartlarını saklıyor, son oyunu kendine bırakıyor.
*
Burnumuzun dibinde Belediye Başkanı Fatma Şahin dondurma müzesi yaptırıyor, festivalini gerçekleştiriyor, şıra festivali gerçekleştiriyor, Bertiz’den üzümü, samsayı, bastığı, cevizi getirtip festival yapıyor, sahip çıkıyor bizim ürünlerimize, bunun için bölgeye adamlarını gönderiyor, ekip dolaşıyor şehrimin dört bir yanınız, Helete peyniri dahil, üreticiye “Ürünlerinizi bize satın!" diyor ve iyi de fiyat veriyor.
Fakat benim yiğit Bertizlim, gelen ekibe yol gösteriyor, “Kusuru bakmayın, şehrimin ürünü şehrimin insanlarına gidecek!” diyerek talepleri, siparişleri reddediyor. Abdal Halil Ağa cesareti, hassasiyeti.
Alnından öpmez misiniz bu yiğit, bu milliyetçi ruhlu, misafirperver insanları.
*
Depremin üzerinden 3,5 yıl geçti. Şehir toparlandı, toparlanıyor. İşyerleri, konutlar teslim edilmeye başlandı yavaş yavaş. Fakat hak sahiplerinin işyerleri bir an önce teslim edilmeli, kış gelmeden, kar kapıya dayanmadan herkes yerine taşınmalı, ekmeğinin derdine düşmeli. Zaten vatandaşa teslim ettiğiniz dükkanlar, belirli bir operasyondan sonra ancak kullanılabilir hale gelecek.
Fakat neyi, kimi bekliyorsunuz!
Otoparklar… Bakıyoruz, birçok yerde otoparklar yapılmış. Apartman altlarına. Açmak için neyi bekliyorsunuz? Madem şehirde bir otopark sıkıntısı var, bu kesin, bir an önce açında vatandaş aracını park etsin, aracını güvende hissetsin!
*
Bir de, Çevre ve Şehircilik Bakanı sayın Murat Kurum’u bu şehrin insanının göresi geldi. Hasretle, sabırla bekliyor, bekliyoruz. Zira onun her gelişi, şehre yeni bir ufuk, yeni bir vizyon, yeni bir yatırım demek.
Kahramanmaraş’ı çok seven, bir ayağı Ankara’da, bir ayağı deprem bölgesinde, (en çok da Maraş’ta) olan sayın Kurum’u misafir etmek için sabırsızlanan halk, ona inanıyor, güveniyor.
Dengesizin birisi ‘Şantiye şefi’ dese de, itibarsızlaştırmaya çalışsa da, benim şantiye şefim iyidir, ülkemin, hükümet kanadının gurur abidesi, aslan gibi adamdır.
Bekliyoruz!