‘Merhaba’ dediğim ilk yazımdan sonra biraz ara vermemin nedeni, sizlerin tepkisini beklemek, ölçmek, yorumları değerlendirmekti.

Biz bu şehirde yaşarken şunu gördüm, elbisesi eski olsa da hiç kirlenmeyen kimselerin var olduğu şehirde, ne yazdıkların, ne konuştukların karşılık buluyor, zaten muhatabın üzerine almak gibi bir derdi yok, hep aynı yüzler, hep aynı ifadeler, hep aynı duruşlar!

Değişen sadece takvim yaprakları.

*

Düşünün, bir insan senelerdir aynı elbiseyi giyecek, yağmur çamur demeyecek, yaz kış demeden üzerinden çıkartmayacak, sonra da Allah’ın hikmeti işte, elbisesi kirlenmeyecek!

Olacak şey mi?

Bazı elbiseler, markalı da olsa, pahalı da olsa bazılarının üzerinde iğreti durur. Bazılarının içinde insan olduğunu zannedersiniz, ararsınız, heyhat, bulamazsınız!

*

Şimdi bir marka hevesi var insanlarda. Aldığı maaşa bakıyorsun, elinde son model cep telefonu, altında lüks araba, giyim kuşam o biçim, ki hepsi de marka, fakat içinde iğreti duruyor.

Bazı insanlar markalı da olsa giydiğini yakıştıramaz kendine. Söz söyler, ne dediğini bilmez, zırvalar durur, yazdığına bakarsan sanki ulusal bir gazetenin köşe yazarı, fakat cümleler içinde duygu yok, his yok, ruhu yok.

Şehirlerin de bir ruhu olduğu söylenir, yazılır.

Ve bu şehirleri yönetenler vardır, en alt birimdeki muhtarları var. Ama o şehirde ruhu bulamazsınız!

*

Memleketi, mesleği ne olursa olsun, vitrin yoksa, vizyon yoksa sende, bende, onda, yapılan ve söylenen her şey plansız ise, sistem dışıysa, doğru adım atsan da doğru adrese gidebilmek, varabilmek mümkün görünmez!