Tabi siyasetin zaman zaman sert, zaman zaman da hafif esen rüzgârından bahsediyoruz.

Yoksa Maraş’ın mevsiminde deli deli esen boyrazı da çok uzaklarda değil, yakında yüzümüzü yalar geçer. Şu Eylülü de hayırlısı ile yolcu edelim, Ekim’de görüşürüz. Beklenen gelişme, bazı belediye başkanlarının AK Parti’ye geçip geçmeyecekleri… Geçerlerse, yol ve güzergâh değiştirirlerse Ekim’e, yoksa kalacak seneye.

Onlar, yani kendileri de biliyor, farkındalar, o eski rüzgâr, o eski hava, o eski seçmen duygusu yok! Algılar da değişti, yerle yeksan oldu bazı yerlerde. Fakat bazı güçlü isimler, iradesine sahip olanlar, geçiş ücreti olarak şartı-şurtu düşünmüyor bile.

Dik dur, eğilme! meselesi...

*

Tabi anketlere bakıyorlar, davet edenleri, “gel, gelin!” diyenleri terazinin kefesine koyuyorlar, geçtiklerinde, seçmen iradesini boş verip transfere yeşil ışık yaktıklarında, acaba kendileri mi güçlenecek, davet edenler mi?

Bu sorunun cevabını arıyorlar günler boyu.

Geçmenin bir karşılığı olacak mı, garanti veriliyor mu?

Yoksa, ”Gelecekseniz gelin, nazlanmayın. Malum, çok naz aşık usandırır!” demelerinden mi korkuyorsunuz!

*

İki ölçüp bir biçtiğinizi biliyorum. Farkındayım hepsinin. Şu sıralar özellikle uyku tutmuyor gözünüzden. Gözleriniz uyku ile barışık değil. Dargın gibisiniz. Tamam da, seçmene, halka verdiğiniz sözler var, onlar ne olacak? Para yok, pul yok, ancak hizmet etme sevdanız, azminizi ve kararlığınız var. Muhalefette kalmanın, ezilmenin dayanılmaz hafifliği de belinizi büküyor, çaresizlik, umutsuzluk deryasında yüzerken, boğulmak istemiyorsunuz!

Açık denizlerde kulaç sallamak en iyisi.

En iyisi de yüzme bilseniz, gam değil.

824117135 1095979493158186 3569112845818401027 N

En zor olanı, gücünüze en çok gideni, çıkmaz sokakta beklemek. Duran arabaya binmek de işinize gelmiyor, üstelik içinde kimse de yok! Hareket diyorsun, berekete diyorsun, hizmet diyorsun amma velakin, şartlar-şurtlar belinizi büküyor muhtemelen!

“Gelecekseniz şartsız gelin!”

Tamam da bir bedeli, bir karşılığı olsun diye dayatma ne kelime, ne haddinize de, bir küçük rica, bir küçük umut diye bakıyorsun gözlerine, o ışık yanmıyor, fakat aklına eski rüzgarlarında olmadığını biliyorsun ya, işte o çıkmaz sokakta terler içinde kıvranırken, ne yapacağına, hangi kararı alacağına dair akıl veren de de (o kadar dedik ilk günlerinde, ‘kendine bir akıldane, bir akıl hocası tut!’ diye) çıkmayınca, uykular haram geceler de bölük pürçük.

Bak, kan ter içinde kaldın!