Şu sıralar geçen geçene. “Benim kafam kel mi, ben niye geçmeyeyim!” diye uzun uzun düşündüm, kafa yordum, hacılara-hocalara gittim, nefret ettiğim halde üfürükçülere (bir faydası olur belki diye) bile para verdim, siyaseti bilen bilmeyenlerle istişarede bulundum, şart-şurt koymazlarsa, “Gel abi, kapımız sana açık, ne istiyorsan başımız üzerine!” derlerse, modaya uyar, geçebilirim.
Geçecek olursam şayet, Mevlana Hz. gibi, “Gel, ne olursan yine gel!” derlerse, çok tuzlanır mıyım, (pardon nazlanır mıyım!) bilmiyorum, futbolcu transfer sezonu sona erse de, siyasiler de sezon mezon dinlemeden geçtiklerine göre, herhalde benim de şartımı-şurtumu kabul ederler diye düşünmedim değil.
*
Kabul ederlerse, “Gel!” derlerse, “Kapımız sana açık sonuna kadar! Ne şartın varsa eyvallah!” derlerse oturup neleri isteyeceğime dair bir liste yaptım.
Her ne kadar ‘Tek şartla!’ dediysem de lafın gelişi, benim AK Partiye geçeceğimi duyan muhalefet diğer partiler de telefon üstüne telefon etmeye başladılar. Söylemesi ayıp benim siyasi tecrübemden-çevremden yararlanmak istiyorlarmış, hem gazeteci olarak duayenmişim, siyasetin kalbi benim ofiste atıyormuş, kendilerine geçmem halinde bütün imkânları seferber edeceklermiş, falan fıstık.
*
Sonra düşündüm, beni çağırıyorlar ama bana verecekleri ne olabilir. Zaten imkânsızlıktan, maddiyat yokluğundan büyük sıkıntı içindeler, çalışanların maaşını zar zor ödüyor, hatta kredi çekenleri biliyorum, aç kalacağımı bildiğim sofraya da oturmayan biriyim, 2 kere 2’yi çarptım, 2 kere 2’yi topladım, 4 ettiğine dair kuşkularım devam edince, kendimi bekleme odasında etrafı dinlemeye, havayı solumaya, gelecek diğer teklifleri değerlendirmeye aldım, çekirdek çıtlattım, arayanlara da, “Biraz düşüneyim, bakarız, hallederiz, inşallah, maşallah, hamdolsun!” diyerek salladım.
*
Muhalefete gitsem, onların yaptıkları lahmacunda iç yağı olur, hemen donar, mideye oturur biliyorum. Ama iktidar cenahına kapağı atarsam, onların yedirecekleri lahmacunda kuyruk yağı var ki daha lezzetli oluyor.
Lahmacunda, dolmada, içli köftede kuyruğu severim, ama kuyruk sallayanlardan nefret eden ben, tuttum, çok sevdiğim bir belediye başkanı dostumu aradım.
Aradım, çünkü kendisini çok severim, harbidir, delikanlıdır, merttir. Üstelik de ilçesinde hizmete noktasında harikalar yaratan bir kardeşimiz. Söylemesi ayıp evladım kadar severim kendisini. Fikrini alayım dedim; “Abi, şarta şurta ne gerek var, kapımız açık. Gerçi sen zaten AK Partilisin. Burası senin evin, dükkan senin. Buyur gel, şeref verirsin!” deyince direksiyonu, pardon güzergâhı AK Partiye çevirmek üzereyken...
*
Evet, çevirmek üzereyken bir dostum uyarmadı değil; “Bak gitme, vefa yok onlarda, seni harcarlar, peçete gibi kullanıp bir kenara atarlar. Bozuk para gibi harcarlar seni. Gittiğine gideceğine bin pişman olursun. Otur yerinde, daha kıymete geçersin. Taş yerinde ağır. Kendine kıyma! Abi ol, hatırını saydır!”
Olsun… Artık insanlar doğdukları mahallede oturmuyorlar. Doğduklarında Cimbom’u tutanlar sonunda Fenerbahçe’ye dönüyorlar. Araba, ev, telefon, eş değiştirenlerin bir aklı var diye düşündüm. Parti değiştirmek neden suç olsun, günah olsun!
*
Beni kendi halime bırakın, dokunmayın bana! Hakka, adalete, hizmete, istikrara gidiyorum! “Gitme, kal” diyenlere inat adres değiştirmeye karar verdim. Benim de bu şehre borcum var, onu ödemem lazım!
Hatta adrese gerek yok, konum atsınlar yeter!
*
Karar verince sabaha kadar uyku tutmadı. Gözlerim uyku ile barışık olmasına rağmen dün sabaha kadar uyku girmedi gözüme. Tam bu arada bir telefon. Ankara’dan arıyorlarmış. Ak Parti Genel Merkezinden; “İyi günler Mehmet Bey, partimize katılacak olman bize güç verir. Rozetinizi bizzat Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan takacak ve bütün televizyon kanalları canlı verecek. Ulaşım ve konaklama ihtiyaçlarınız giderildi. Sabırla, özlemle sizi bekliyoruz efendim!”
Kan ter içindeydim. Bir heyecan dalgası sardı bedenimi. “Vay be! Ben neymişim de haberim yokmuş!” demekten kendimi alamadım.
Bir bilet aldım gişeden, yolculuk başladı Haydarpaşa'dan, pardon Havaalanından!