Eskiden özellikle esnaf camiasında bir çırak, kalfa ve usta süreci yaşanırdı. Bu bir esnaf kültürü idi, uzun seneler yaşadı ve kök tuttu. Ne zaman ki deprem yaşandı, ne zaman ki ayaklar baş oldu, ne zaman ki dünkü çıraklar şımarıp kendini usta yerine koydu, işin de cılkı çıktı. Gerçekten mesleğe yıllarını vermiş, alın teri dökmüş ustalara da çemkiren çıraklar çoğaldı.

Meydan okuyanlar bile çok.

Şimdi eline tornavida alıp vida sıkmasını bilmeyen usta kesildi başımıza. Yevmiyesi de ateş pahası.

Bir esnaf kültürü vardı, sevgi saygı vardı kalfaya, ustaya. “Ahi’lik haftası” dediğimiz etkinlik bu nedenle düzenlenirdi. Emeğe saygı vardı. Emek hırsızlığı yoktu, müşteri memnuniyeti her zaman ağır basardı.

Şimdi berber, terzi, kasap, marangoz, tornacı, kunduracı gibi dükkanlara bakın, ne çırak kaldı, ne kalfa.

Herkes usta artık.

*

Siyasette de durum farklı değil. Aslına bakılır, doğrusunu söylemek gerekirse, eski siyasi ahlak da kalmadı. Meslek mi, angarya mı o da belli değilken, tartışılırken, hele hele bir de kirlendiyse, ki dibine kadar siyasetin dili de rengi de kir pas içinde, ne omo kâr ediyor ne çamaşır suyu, bir kenara koydum kiri pası, lekeyi; siyasi cenahta, partilerde yeni aktörler yetişmiyor, yetişenlerin, yetişme çabası içinde olanların da boynu vuruluyor.

Cellat, cellatlar zaten hazır kıta!

Katli vacip!

*

Bir seçim gelir, belediye başkan adayları veya milletvekili adayları, bakarsın sahnede hep aynı isimler.

“Yahu bunlar eskidi, yıprandı, modeli ve modası da geçti, yeni yüzlere bakalım!” deseniz de, o eskidiğini söylediğiniz, yıprandığını ileri sürdüğünüz yüzler, “Yok canım, biz daha taze gelin gibiyiz, ne eskimesi, ne yıpranması. Bakın botoks yaptırdık, kremler kullandık! Daha genciz, bizde çok iş var yapacak!” diye kelime oyunlarına sığınanlar, yeni yüzlere, yeni aktörlere nedense tahammül edemiyorlar.

*

İstemezler, çünkü önlerinde, yanlarında güçlü, iradeli, vitrinde olan, vizyon sahibi gençlerin önlerine geçmesinden korkarlar, endişe ederler, koltuklarının, itibarlarının yerle yeksan olacağını düşünürler, toplum nezdinde zaten karşılıkları yoktu, ki karşılıksız çek gibiydiler, bankalar da arakalarını yaza yaza usandılar, buna rağmen hırslarının, kocaman kocaman egolarının esiri haline gelirler.

Bu tipler, hem kendilerini bitirirler, hem çevresindekilere yetmediği gibi şehre ve partilerine de zarar verirler.

Düşmana gerek yok, kendileri kendilerine yetiyor zaten!