Bütün masallar ‘bir varmış, bir yokmuş’la başlar aslında. Tıpkı bizim şehir gibi, tıpkı bizim şehrin duyarsız, sorumsuz, insanları gibi tıpkı sormayan, sorgulamayan hassasiyet sahibi olduğunu söyleyen yöneticileri gibi, tıpkı bütün Maraş’ı kendinden ibaret sayan kerameti kendinden menkul siyasetçileri gibi, ha masal, hikâye, fark etmiyor!
Ama bu araba, pardon bu uçak buraya park ediyor.
*
Biz yazmaktan usandık, bıktık, fakat uçaklar havaalanımıza inmemekte inat ve ısrar ediyor. Niyeyse artık. Halbuki dört bir tarafımız sularla çevrili, havaalanı civarında Mado var, tatlısı dondurması ile ünlü, Bertiz ve Kabarcık üzümü desen bir numara, üstelik de tekstil şehriyiz, kuyum sektöründe söz sahibiyiz, çelik tencere üretim ve imalatı yanında ihracatında üzerimize şehir yok, fakat her ne hikmetse uçaklar şehre inmiyor, inemiyor.
Kanatlarında mı sorun var, bizim pistlerde mi?
Bize bir gıcıklıkları mı var diye insan düşünmeden yapamıyor!
Yoksa pilotların canı komşuya gitmek mi istiyor!
Depremde uçakların biri inip biri kalkarken, havaalanımız İstanbul havaalanından farksız iken, üç gün önce ne yağmur vardı, ne rüzgar, fakat zalim ve gaddar uçaklar ille de inmemde inmem diyor.
Allah kahretmesin, nasıl şansımız var öyle!
*
Başlık benim değil. Şehrin aydınlık yüzü, iş adamı Oğuz Bağrıaçık yazmış, sayfasından arakladım; şöyle diyor bu genç, idealist adam; “Bir varmış, bir yokmuş. Ankara’dan Maraş’a bir uçak havalanmış, Maraş pistine inmek istemiş, inememiş. Bir daha denemiş, yine inememiş. Sonra Çukurova havaalanına inmiş. Hikâye bu ya, geri oradan kalkmış, tekrar Maraş Havaalanına yönelmiş. ‘yok ya…’ demiş. ‘Ben Antep’e gideyim en iyisi’ deyip güzergah değiştirmiş. Oh, mis gibi Antep’e inmiş. İklim desen aynı, fakat komşu Antep’in iklimi bizden daha sert, fakat inivermiş işte.
Yolcular da per perişan olmuş, rezil bir şekilde Maraş’ın yolunu tutmuşlar.”
*
Devam edelim mi, bakın edersek kimin, kimlerin aklına neler gelecek, neler, bizi bu hale niye, neden düşürdü kimler, kimler…
“Daha önce Show yapan, ILS cihazı kuruyoruz diye etkisiz yetkililer ise yine gözlerini kapatmış, kulaklarını tıkamış, memleket sevdasıyla yanıp tutuşmuşlar.
Cumhuriyetimizin 103’üncü yaşında bir uçağı indiremiyoruz, sonra da Maraş sevdalısı, memleket sevdalısı ve hizmet aşkı hikâyeleri…”
Çok dinlediğiniz hikâyelerden biri işte.
*
Uzun yazarım da maraza çıkar, ha çok da önemli değiller.
Fakat bizimkiler kendilerini çok önemsiyorlar. Aslında kağıttan kaplanlarımız, masaldan ibaret siyasetçilerimiz ve işadamlarımız, kendini altın yerine koyan tenekeler, sağda solda “Maraş bizim sevdamız, aşkımız!” demiyorlar mı, şehre dair sözüm ona başarı hikayeleri anlatmıyorlar mı, deli olmak içten bile değil vallahi, billahi..
Hava tahmin durumu bu günlük bu kadar!
Sahi ben yazdım, ben yorumladım. (Mahallenin delisi benim ya!) Sizin yorumlarınız ne? Alabilir miyim?
*
NOT: Aslında bugün fon rezaletine, vurgununa adı karışan bizden birinin, alırken ve satarken de kazanan, üstelik vergi de vermeyen bazılarının, böyük böyük işadamlarının ve kerameti kendinden menkul önemli bir bürokratın da yürüttüklerini, ‘güçlü babaların yetenekli oğullarını’ yazacaktım, baktım sevgili Yener Atlı (kendisini can-ı yürekten tebrik ediyorum) benden önce davranmış, vazgeçtim!