At neyse de, ki gündemde şu sıralar, avrat ve silah tarafında değilim bu yazıda.
Mehmet Akif’in dediği gibi, gelenin keyfi için geçmişe kalkıp küfretmek hiç de ahlaki, şık değilse de, siyasette ve şehirde karşılığı olmayan biri için güzellemelere de alkış tutacak değilim. Ancak etik olan şu, herkesin fikrine, yorumuna saygı duymak.
Belden aşağı vurmuyorsa, ahlaki değerleri yerle yeksan etmiyorsa, herkes de eleştiriye açık ve tahammüllü olmak zorunda. Tahammülü yoksa, siyaset yapmayacak.
Sen bağır çağır, sen ona buna çemkir, kapına-odana geleni azarla, biri de seni eleştirildiğinde, üzerini çiz, ya da çizdirilmesi için birilerine talimat ver, işte bu olmaz!
*
Evet, ne diyorduk, nerede kalmıştık!
At asil hayvan. Atalarımız, Orta Asya Türkleri at sütü içerlerdi, adına da ‘kımız’ derlerdi.
Geçen Pazar günü, Baydemirli güreşlerinde milletvekili sayın Vahit Kirişçi’yi zorla ata bindirmeye çalıştılar. At huysuz, her an üzerine bineni atacak pozisyonda, hırçın. Fakat ısrar ve inatla binilecekse, gerek yoktu. Bereket versin, Allah korudu, düşmedi, düşmesini arzu edenleri de hayal kırıklığına uğrattı. Maazallah kötü sonlanabilirdi.
Hafta içinde, perşembe günü Yeniden Refah Partisi Kahramanmaraş İl Başkanı sevgili Muhammet Aydoğar’ın basın açıklamasındaki bu meseleye dair eleştirileri biraz ağırdı, ileri dozdaydı, tepkisi sertti, bunu kabul ederim, anlarım da, ancak söyledikleri kendini bağlardı ve netice itibariyle o da siyasetçiydi, muhalifti, eleştiri hakkını kullanıyordu.
*
Basın açıklamasının sunumunu sevgili Özcan Çalışkan yaparken, Başkan Aydoğar İlçe Başkanları sevgili Hilmi Doğru ve Şahin Us’a da söz hakkı tanıdı. Hep ben, ben demedi. Sevgili Us ve Doğru da kendi eleştirilerini yaptılar.
Ve belediye meclis üyesi sevgili Yaşar Yıldız da, son günlerin gündemdeki esprisi ‘Bir elime ay’ı, bir elime güneşi verseler…’ söyleminin nerelere evrildiğini cennet ve cehennem ile ilintileştirmeye çalışa da, neticede eleştiriydi. Nihayetinde muhalefettiler ve siyasetçiydiler. Herkesin kendileri gibi düşünmesini bekleyemezdi kimse.
Aslında Aydoğar’ın hedefindeki isimler, AK Partiye geçen belediye başkanları Mehmet Akpınar ile Mehmet Karaca idi. En çok bu mesele üzerinde durdu. Etik bulmuyordu, kabullenemiyordu geçişleri, fakat Yeniden Refah Partisi çatısı altında siyasetleri sürecinde, hiçbir arsızlık ve yolsuzluklara bulaşmadıklarını da söyleyebilecek kadar dürüsttü, erdem sahibiydi.
Bu gerçeğin altına herkes gibi imzamı atarım.

Muhammet Aydoğar, siyasi ahlaka sahip bir isim. Donanımlı, hitabeti mükemmel, partideki çıtayı yukarı taşıma noktasında temsil ve yeteneği tartışılmaz iken, anlaşılan bu geçişleri içine sindirememiş olmalı ki, belediye başkanlarının transferlerinin vatandaşın gönlünde kabul görmediğini söyledi, bunun vatandaşın ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm olamayacağını ileri sürdü, seçmen iradesinin kutsiyetinden söz etti ısrarla.
“Vatandaşın güvenini belediye başkanı transferleriyle kazanamazsınız!” cümlesi, üzerinde çok durulacak bir itham.
Ve en çok da hedefinde Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar vardı. Soru üzerine Türkoğlu Belediye Başkanı Mehmet Karaca’ya da değinmeden yapamadı. Ama belli ki metropol ilçenin başkanının geçişi, biraz ağır gelmişti partiye ve kendisine.
Su zammı meselesinde Büyükşehir’in yanında yer almaları çok dokunmuştu belli ki.
*
Konuşurken, eleştirirken dahi düşünerek, cümleleri özenle seçerek, siyasi edep ve ahlaktan nasipli olduğu için, eleştiriyi kendine hak sayan cümleleri arasında, bir gerçeği vurgulamadan geçemedi, Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Fırat Görgel’in Türk Dünyası Belediyeler Birliği Başkanlığına getirilmesini de isabetli bulduğunu satır arasında değil, üzerine basa-basa dillendirdi ve Başkan Görgel’i tebrik etti. Bu bir hakkı teslimdi.
Siyasi kutuplaşmaya meydan vermedi, gerek de yoktu. Neticede her şey Kahramanmaraş içindi. Etik olanı buydu.
Ve şu cümlesi önemliydi; “Yarın siyaset bitecek. Aynı sokakta, aynı caddede karşılaşacağız, konuşacağız ve muhabbet edeceğiz. Siyaset, nezaketi kaçırmadan, hoşgörüyü kaybetmeden, karşılıklı anlayış ve ahlaki değerler içerisinde yapılmalı.”
*
Bozuk yollardan, altyapı eksikliklerinden ve şehrin genel görünümüne şamil sorunların giderilmesini istedi tez elden. Herkes gibi. Emeklinin, asgari ücretlinin, çiftçinin, çalışanların ve sanayicilerin durumu malum, ortada. Akran zorbalığı hiç eksik olmuyor günlük yaşamda.
Ve finale doğru iddialı cümleler kurdu sevgili Muhammet Aydoğar. Muhtemel seçimde partisinin birinci çıkacağını ve büyükşehir dahil, bütün ilçeleri Yeniden Refah Partisinin alacağını ileri sürdü. “Sizler de buna şahit olacaksınız!” dedi.
*
Deprem konutlarının maliyeti de gündemindeydi. Deprem sonrası inşa edilen konutlar ve köy evlerinin maliyetlerine ilişkin, bazı köy evlerinin ihale bedelleri ile alt yüklenicilere yaptırılan işlerin maliyetleri arasında ciddi farklar bulunduğunu ileri sürdü.
Köy evlerinin 5,5 ila 6 milyon lira seviyesinde ihale edildiği, buna karşılık bazı işlerin yaklaşık 2 milyon liraya alt yüklenicilere yaptırıldığı yönünde bilgiler bulunduğunu iddia etti, bu farkların kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Bu, bu şehirde yaşayan tüm vatandaşların kafasındaki soru işaretiydi. Kamu kaynaklarının şeffaf biçimde yönetilmesi insani ve vicdani bir sorumluluktu.

Fon olayına değinmeyen kalmadı. Fon vurgununu, hırsızlığını tüm çıplaklığı ile gözler önüne sererken, “Eleştirilerimiz desteğimizin, desteğimiz de eleştirilerimizin önüne geçmeyecek!” cümlesi Aydoğar’a yakışan bir ifadeydi. Zira siyasette rekabet ve nezaket bir arada yürümek zorundaydı.