Mal dediysem, ne mallar var şu piyasada, bir sokağa, bir caddeye çıksan, üffff! Borsa oynamayan, kâğıda para yatırmayan, fona bulaşmayan kalmamış. Kimi yan gelip yatmış, kimi batmış.
Benim öteden beri söyleyip yazdığım mesele şu, enayiler olmazsa açıkgözler acından ölür!
*
Herkesin bir hikâyesi, her şehrin bir romanı varken, biri hikâye de dondan, pardon fondan çıktı. Ne donumuş, (pardon fon) ne beleşten, emek harcamadan, alın teri dökmeden, yorulmadan bir kıçıkırık kâğıt üzerinden tonlarca para aparmakmış (götürmek) deli olmak içten bile değil.
Kâğıdın bile hikâyesi çıktı ya, varın gerisini siz hesap edin!
Esnaf bilir, satışın zor tarafı malı bulmak değildir, alıcı bulmaktır. Hele fiyatı şişirmişseniz, müşteri bakar, sorar, kaçar.
Ama bir müşteri vardır ki fiyat sormaz.
Etikete bakmaz, pazarlık etmez, ne koysanız alır.
Esnaf onu da bilir; fiyat sormayan müşterinin ya parası çoktur ya da para kendisinin değildir!
*
Yazar Murat Muratoğlu söylüyor; “Bu yazı fon soyguncularının, hırsızlarının, arsızlarının hikâyesidir!”
Aslında bu meseleye girmeyecektim, toplu taşıma araçlarında, karşılaştığımız dostlarla muhabbette eleştirmeyen, demediğini bırakmayan kalmadı; “Sen niye topa girmiyorsun. Yazmayan kalmadı, herkes bu soygunu konuşurken niye sessiz kalıyorsun! Yoksa yazma mı diyorlar, susturuyorlar mı?"
Valla susmak değil de, susturucu bile dayasalar alnımın çatına yazarım da, yahu biz yereliz, kim çalmış, kim kaçırmış, kimler elini devletin kasasına sokuvermiş, “Beni ilgilendirmez!” dediysem de, şehrimin evlatlarından birinin, bir baba ve oğlunun da bu kirli işlere karışmasıyla hadise daha da çetrefilli hale gelince, dedim iki kelime de bizden çıksın!
Beni zorla bulaştırdılar, pisliğin içine attılar resmen!
*
Kamuoyunun konuştuğu ortak kanı şu; O fonlar yatırım yapmak için kullanılmadı. Dışarıda birilerinin ucuzdan topladığı hisseleri zirve fiyattan satın alıp nakde çevirmek için kullanıldı!
Ben düz anlatayım…
Birileri borsada bir hisseyi ucuza topladı. Diyelim yüz liradan. Sonra o hisse alım satımla şişirildi, ekranda üç bin lira oldu.
Bunun adı düpedüz piyasa dolandırıcılığı, Türkçesi, alım satımla sahte fiyat görüntüsü yaratmak.
Hayatımda ne borsa bildim, ne kıymetli kâğıt. Borsa deyince benim aklıma şehrimin Ticaret Borsası Başkanı sevgili Mustafa Narlı gelir. Öyle bozuk paraya aklım yetmez, kâğıtlarla uğraşacak ne zamanım var, ne bilgim.
Hesap kitap bilmez, matematikten anlamaz cahilin tekiyim ben!
*
Yine Murat Muratoğlu’ndan öğreniyoruz; Ekrandaki rakam tek başına para etmez. Birinin o fiyattan gerçekten alması, parayı gerçekten ödemesi lazım. Yoksa elinizde şişmiş kâğıt kalır. Kimseye de yutturamazsınız.
Aklı başında yatırımcı almaz. Fiyatı görür, “Bu olmaz” der, geçer. Fon aldı!
Niye? Çünkü fonun parası fonu yönetenin değil, senindi. Neyi kaça alacağına da sen karar vermedin, fonu yönetenler karar verdi. Fiyat sormayan müşteri işte böyle imal edildi.
*
Here gün yeni bir rezalet ortaya dökülüyor. Bir hemşehrimizin kendisi ve oğlu da bu işin içindeymiş. Açıklama göndermiş sağa sola, hatta bazı sivil toplum kuruluşları destek vermişler bu açıklamaya, “Yok!” demişler, “Bizim çocuklar temiz çocuktur, böyle yaramazlık yapmaz!” demişler.
Aklanmaya çalışmışlar, omo ve çamaşır suyu da kullanmışlar da, bizim haberimiz olmamış.
Gönderdikleri açıklamayı da zaten haberleştirmedim, yorum da yapmadım. Anladığım şu; Alanla satan bilir, güzelle yatan bilir.
Peki, paralar buharlaştı mı? Para buharlaşmaz, sadece adres değiştirir! Parayı yönetenler öyle söylüyor, yazıyor.
Parayı yönetmek yetenek ister, cesaret ister, marifet ister, güç ister. Ve para da her zaman güvenli limanlara sığınır, açık denizlere demir atar!
*
Şimdi şu 1,5 aydır bir fonzadeler çıktı piyasaya, (yani ballı lokma tatlısının tadına bakanlar) bir de fonzedeler.
Sevgili fonzede, sana “Yatırımcı” dediler oysa değildin… Sen müşteriydin, hem de her satıcının rüyasındaki fiyat sormayan müşteri:
Malı sen aldın, parayı başkası saydı, fiyatı soramadın, tamam, Bari şunu sor: “Benim paramı kim aldı?”
Valla ben almadım! Aldıysam haram zehir olsun, kursağımda kalsın!