Biz millet olarak bardağın dolu tarafını görmeyiz bir türlü. Görsek bile, işimize gelmediğinden, bir gözümüzü kapatır, görmek istediğimiz kadarı ilişir gözümüze. Bir tarafını mutlaka yarım, eksik bırakırız, dolu tarafını değil de, yarım tarafını sorgularız.

Sonra da sorarız, bu bardak neden dolu değil.

Merak ediyorsan doldur birader!

*

Olaylara, kişilere, kurumlara bakış açımız da böyle.

Adam aykırı, adam muhalefet, senin ak dediğine o kara diyor. Hele bir de kendine ‘araştırmacı gazeteci’ kılıfı edindiyse, emek ve zaman tüketmek nesine gerek, kolay yoldan para kazanmanın derdinde, tehdit ve şantaj iyi para getiriyor, albenisi çok, izleyeni de var, kim uğraşacak özel haberle, köşe yazısı ile.

‘Elimde sana ait bir video var, yayınlarsam evin barkın yıkılır, Maraş’ta duramaz hale gelirsin. Gel anlaşalım!’

Muhatabının açığı, kırığı varsa, daha ilk dakikada teslim olmuştur. Uyuz it gibi tir tir titrer, istenilen rakamla pazarlığa oturur, o sosyal medya bozuntusuna verir üç beş kuruş.

Yok eğer ekşi ayran içmediyse karnı ağrımayan adam ‘Elinden geleni geri ardına koyma lan, şerefsiz haysiyetsiz!’ üstesiyle gidip onu bir şekilde susturur. Herkesin kendine göre bir kanunu var!

Kendini bir halt sanan da yediği sopa ile akşama iftarını açar!

*

Şu kasvetli günlerinde, insanın içini ve ruhunu karartan iklimde, sıkıcı yazı genelde sıkıcı geliyor, kimse okumuyor da. Zaten okuyan, araştıran bir toplum yok. Herkes duyduğu ile yetiniyor, okuduğuna inanamayanlar kadar duyduklarına, iddialara, dedikodulara inananlarını sayısı o kadar attı ki.

Hadi bir fıkra size…

*

Temel, şehirde oturan oğlunun evine gitmiş. Oğlu, bir apartmanın 8. katında oturuyor. Asansörün önüne gelmiş, kapısında yazan yazıyı okuyunca beklemeye başlamış. Yarım saat sonra beklemekten sıkılınca, merdivenlerle 8. kata çıkmış, oğlunun kapısını çalmış.

Tabi nefes nefese, yoğun argın.

Oğlu, babasının bu halini görünce sormuş, “Hayırdır baba, ne oldu, nefes nefese kalmışsın!”

Temel asansöre binmeden merdivenleri çıktığını söylemiş bitkin haldeyken...

Oğlu merakla sormuş, “Niye?”

Temel de; “Evladım, asansörün kapısında 4 kişilik yazıyordu, bekledim, diğer 3 kişi gelmeyince, ben de binmedim, merdivenleri çıktım, geldim!” demiş.