HZ. Mevlana zamanında adamın birinin sürekli tavukları çalınıyormuş. Tutmuş, başka çare bulamamış olmalı ki, Hz. Mevlana’dan yardım istemiş; “Hocam, benim tavuklarımı çalan komşularımdan biri, ama hangisi olduğunu bilmiyorum, ne olur bana yardım edin!”
Hz. Mevlana adama; “Şimdi git, bütün komşularına, hocamız hepinizi sabah namazına bekliyor de…” demiş. Sabah olmuş, bütün ahali camiye gelmiş, Hz. Mevlana namazı kıldırmış, başlamış vaaz vermeye.
“Kardeşlerim! Hırsızlık çok kötü bir alışkanlık, öyle adamlar vardır ki komşusunun tavuğunu çalar, eser, yolar, bir de utanmadan kafasında çaldığı tavuğun tüyüyle camiye gelir!” deyince adamın biri hemen elini kafasına götürmüş. Böylelikle hırsız tespit edilmiş.
Memleket hırsızdan geçmiyor. Gönül hırsızlarını bir tarafa bırakıyorum da, insanların malını, canını, zamanını çalanları Allah ıslah etsin de, Hz. Mevlana gibi zekasına güvenene kurban olsunlar!
*
Bugün işin gırgırında, şamatasındayım. Biraz gevezelik edelim, magazin takılalım, bir-iki fıkra ile günü kurtaralım istedim.
Hani kervancıbaşına sormuşlar, "Deve türkü söyler mi?"
Kervancıbaşı gülümsemiş, “Dinleyecek eşek bulursa, gazel bile okur, hatta uzun hava bile çeker!” cevabını vermiş!
Malum, kervan önünde olan, kervanın başını çeken, develerden oluşan kervanı hedefine götüren yol bilen eşektir.
O bakımdan yukarıdaki fıkra, siz ne düşünürsünüz bilemem de çok manidar geldi bana.
*
Bırakın deveyi, bırakın kervanı, bırakın eşeği de itibar, karakter gerektirir. Boş çuvalın dik durduğunu gören, duyan oldu mu! Güneşi balçıkla sıvayana rastladınız mı? gücünü kuvvetinden değil, kudretinden alan her kim sarsılsa da, yıkılmaz, ayakta durur.
Şahsiyeti namert olanı, cinsiyeti kurtarmaz. Bakın çevrenize, erkeğim diye gezinen çoğunun etek giydiği zamanları görür ve duyarsınız. Beki de içinizde vardır böyle karaktersiz tipler. Mertliğin, delikanlılığın, insanlığı yürek işi olduğunu bilen biler, bununu kadını erkeği yok, olamaz.
*
Bir İstiklalspor’umuz, bir de onunu başkanı var. Gaffar Akarca. Bir gün biri vuruyor, biri canını çıkartıyor, bir gün hesap versin diyor, ertesi günü sorgulama, hesap isteme ters yüz ediliyor, aslan-kaplan muamelesi çekiliyor.
Ortasını bulan yok! Mardin’i eleyip finale kalsaydık ‘En büyük başkan bizim başkan’ tezahüratları ile Maraş’ı inletecek, yer yerinden oynatacaktınız. Torunumun dediği gibi, ‘şu işe bak!’
Yazdığına bakılırsa Başkan Akarca takımı bırakacakmış. Alan olursa tabi. ‘Bırakma, takımı bu güne sen getirdin!’ diyenler kadar sahip çıkanlar da olmuyor değil. Fakat amigoluk yapanlar, sporun ve takımın sürdürülebilir olmasından yana tavır takınanlar, hesap da hesap diyor.
Kardeşim gidip Başkan Akarca ile konuşsana bunu yüz yüze. Sosyal medyada paylaşıp algı yaratmanın kime, takıma ne faydası var?