Çok değil; son bir kaç yıldır insanların yüzüne baktığınızda yada sohbet ettiğinizde yüzlerindeki ve içlerindeki yorgunluğu hissediyor ve görebiliyorsunuz.

* Acaba neden böyle olduk diye de sormadan edemiyor insan, hani eskiden bu kadar rahat bir yaşam yoktu. Ama her şey çok güzeldi. Yediklerimizin tadı bile başkaydı. Ya şimdi, aldığınız sebze ve meyvenin tadı yok, her şey sahte ve tatsız. Aynı insanlar gibi. Evet her şey...

Sevmek bile sahte artık. Eğer sevemiyorsak yaratılanı yaratandan ötürü, ruhumuzda dönmüştür dipsiz bir kuyuya değil mi! Ya bu kadar yozlaşmadan önce sevginin, saygının, biz olmanın erdemlilik olduğu zamanda kaygı, stres, yalnızlık yoktu, birlikte ve biz olmakla her şeyin üstesinden kolaylıkla geliniyordu.

Yalnızlık Allah’a yakışır derdi büyüklerimiz.

* Büyüklerimizin yaşamları hep fiziksel yorgunluktu. Erkekler, babalar ailelerini geçindirmek için gece gündüz çalışır, helalinden kazanarak ailelerinin geçimini sağlardı.

* Kadınlar, anneler evde en ağır işleri kendileri yapar evin büyük erkeği (babası) gelmeden sofra kurulur ve herkes tamamlanınca sofraya oturtulur, dua edilerek yemek yenirdi. Her evde illaki bir aile büyüğü olur, herkes de ona saygı gösterir ve severdi. Ne demek büyüğe saygısızlık ! Bunun adı Ahlaksızlıktı …

* Yalnız kendi büyüğünüzde değil, gördüğünüz bütün büyüklere aynı saygı ve sevgi gösterilirdi. Bütün çocuklar korunur ve kollanırdı. Kimsesizlere yardım edilir, kimse horlanmazdı işte bunun adı da insanlıktı..

* Şimdilerde değil aile büyüğü, artık anne baba bile fazla geliyor. Adına genç dediğimiz cahil insanlara...

Ama unuttukları şey; kendi kendilerine dünyaya gelmedikleri gibi, kendi kendilerine de büyümediler. Keşke akıl etseler... Yazık ediyorlar hem kendilerine, hem dünyaya. Birde yeni nesil diyorlar ya, artık bizim zamanımız değişmiş, dünya böyle değilmiş... Allah Allah benim gördüğüm dünya aynı duruyor hiç değişmedi, kültürümüzü bozdular, halbuki değişen kendileriydi.

* Karakter sıfırlanıp, ahlakı bir tarafa bırakıp, adına da dünya değişti dediler. Annem "Dünya yerinde duruyor kuzum. İnsanlar değişti. Faydasız ilimle uğraşıyorlar ahlak kelimesi anlamını yitirdi" derdi.

* Bütün bunların tek sebebi gençler değil, elbet bizlerde olması gereken ebeveyn olamadık. "Aman ezilmesinler, pısırık olmasınlar, kendileri kazanıyor kendileri harcasınlar" dedik. Dedik demesini de bizim tecrübelerimizi anlatamadık. Aman gönülleri kırılmasın dedik, biz kırılsak da üzülsek de önemli değil, tek onlar üzülmesin dedik. Ancak kendimizi yaşadıklarımızı, o bizi anlamlandıran tecrübelerle sildik dünya üzerinden.

* Yine de bizim kuşak insan olmayı içine sindirebilmiş son nesil olarak en baş köşede yerimizi aldık sanıyorum. Yeni dünya diye bizleri aldattıklarını düşünseler de, aldanan yalnızca kendileri olduğunun farkına varırlar da yanlış yoldan dönerler. Helak olmadan kurtulurlar inşallah.

* E peki ülkeyi yöneten yada yönetmeye talip olan siyasetçilere ne demeli. Halk bu denli dejenere olurken neredeydiler, ne ile uğraşıyorlardı. Ülkedeki asıl sorunları görmezden gelmek yerine, kişilerin düşüncelerine pranga vurmakla uğraşıyorlar hala...

* İlkokul eğitimindeki boşlukları, yüksek öğretimdeki gençlerin yeme, içme barınma sorunlarını görmezden gelerek bütün yükü ailelere ve gençlere yükleyerek bu yozlaşmaya kendilerinin de katkısı olmuyor mu. Yazık oluyor ülkemin gençliğine ve geleceğine.

* Üç kuruş para alacağım diyerek patronların kölesi olan çalışanlar, devlet dairelerinde kısacık bir iş için bile bugün git yarın gel diyen az iş yapıp, çok maaş alan memurlar ve bunları görmezden gelen müdürler, bana soruşturma açarlar korkusuyla hiç bir öğrenciye müdahale etmeyen öğretmenler. "Aman bana değmeyen yılan bin yaşasın" diyen yöneticiler Yani bütünü bu yozlaşmaya katkıda bulunmuyor mu dersiniz.

* Lütfen artık uyanalım. Bu gençler nereye gidiyor. Ne olur görelim, görelimde ona göre de çözüm üretelim.

* Aklı başında yöreyi tanıyan ,kamuoyunda sevilen, adı nahoş işlerde anılmamış, kültürümüzü bilen toplumun sosyal ve ahlaki olarak nabzını tutabilen, sivil toplum kuruluşlarıyla koordinalı çalışabilen insanlarla bir araya gelerek gerçekten bir "Akiller" gurubu oluşturulmalı ve bu milletin yeniden o üstün ahlaki seviyeye getirilmesi konusunda çalışılmalıdır..

* Belki de ihtiyacımız olan el, çokta uzakta değildir. Yeter ki insan olmayı isteyelim. Yalnız "benim alanım" değil hepimizin birlikte dirlik içinde ele ele severek, sayarak yaşayacağımız bir alanımız olsun.