Allah’a Dayanan Yıkılmaz.

Kur’an-ı Kerim’de insanın üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken çok çarpıcı benzetmeler vardır.

Bunlardan biri de Ankebût suresinin 41. ayetinde anlatılan örümceğin evidir.

Yüce Allah şöyle buyurur: “Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en çürüğü ise şüphesiz örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!”

Ne kadar ibretlik bir benzetme!

*

Örümcek, kendi ördüğü ağı kendisine sağlam bir yuva zanneder. Onun içerisinde yaşar, avlanır, kendisini güvende hisseder.

Oysa dışarıdan gelecek bir müdahale, şiddetli bir yağmur veya kuvvetli bir rüzgâr o ağı dağıtabilir.

İşte insanın Allah’tan başkasına mutlak güven duyarak kurduğu dayanaklar da böyledir.

Dışarıdan güçlü görünürler. Kendi içlerinde birbirlerine dayanırlar. Kalabalıklarına, makamlarına, çevrelerine ve kurdukları ilişkilere güvenirler.

Ama hakikat karşısında bütün bu dayanaklar bir örümcek ağı kadar zayıftır.

Sevmek Başka, Kulluk Derecesinde Bağlanmak Başkadır

İnsan elbette sevecektir.

Annesini, babasını, eşini, çocuklarını, dostlarını, arkadaşlarını sevecektir.

Bir fikre inanabilir, bir topluluğun içerisinde bulunabilir, bir lideri takdir edebilir.

Bunların hiçbirinde yanlışlık yoktur. Yanlışlık, sevginin insanı körleştirmesiyle başlar.

*

Bir insanı, bir lideri, bir grubu veya bir düşünceyi hakikatin önüne koyduğunuz zaman ölçüyü kaybedersiniz.

Artık doğruyu ve yanlışı Allah’ın koyduğu ölçülere göre değil, bağlı bulunduğunuz insanların isteklerine göre değerlendirmeye başlarsınız.

Kendi tarafınızdan yapılan yanlışı savunur, karşı taraftan gelen doğruyu bile reddedersiniz.

İşte insanın kendi eliyle ördüğü örümcek ağı budur.

Hâlbuki hakikat şahıslara göre değişmez.

Adaletin, ahlakın ve doğruluğun sahibi hiçbir kişi, grup veya siyasi yapı değildir. Hakikat Allah’ındır.

*

Pusuya Yatan Zihniyet

Bugün toplumumuzda üzerinde düşünmemiz gereken tehlikeli bir anlayış var.

Kendilerini hakikatin temsilcisi, başkalarını ise sürekli sorgulanması gereken insanlar olarak gören bir zihniyet. Bunlar bazen bir grubun, bazen bir liderin, bazen de kendi nefislerinin peşinden giderler.

Her hadiseye kendi pencerelerinden bakarlar.

Kendileri gibi düşünmeyeni kolaylıkla suçlayabilir, kendi çıkarlarına uygun davranmayan insanları hedef hâline getirebilirler.

Üstelik bunu yaparken çoğu zaman hakikati araştırma ihtiyacı bile duymazlar.

Geçmişte 15 Temmuz hain darbe girişimiyle milletimizin karşısına çıkan yapılanmalar da bize önemli bir gerçeği göstermiştir.

Bir insanın güler yüzlü olması, güzel konuşması veya kendisini iyi niyetli göstermesi, tek başına samimiyetinin ölçüsü değildir.

Asıl ölçü, insanın zor zamanlarda ortaya koyduğu ahlak ve davranışlarıdır.

*

Elbette hiç kimse delilsiz suçlanamaz. Ancak geçmişte yaşananlardan ders çıkarmak ve benzer yöntemlere karşı uyanık olmak da hepimizin sorumluluğudur.

Çünkü bazı zihniyetler açıkça mücadele etmek yerine perde arkasından hareket etmeyi tercih eder.

Menfaatlerine dokunulmadığı sürece sessiz kalırlar.

Ancak çıkarlarına ters düşen bir duruş gördüklerinde gerçek niyetleri davranışlarına yansımaya başlar.

*

Biz Sadece Soruyoruz Diyenler

Son zamanlarda özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen bazı faaliyetlere baktığımızda ilginç bir yöntem görüyoruz.

Ortada araştırılmış bir bilgi yok.

Somut bir belge yok.

Doğruluğu ortaya konulmuş bir iddia yok.

Ama ortaya birtakım şüpheler atılıyor.

Ardından da son derece masum görünen bir cümle kuruluyor: “Biz sadece soruyoruz!”

Peki, her soru masum mudur? Bir insan hakkında hiçbir araştırma yapmadan toplumun zihnine şüphe düşürmek, ardından da bunu soru sorma özgürlüğünün arkasına saklamak doğru mudur?

Elbette değildir.

*

Soru sormak başka, soru görüntüsü altında insanları itibarsızlaştırmaya çalışmak başkadır.

Eleştiri başka, algı oluşturmak başkadır.

Hakikati araştırmak başka, insanların zihnini bulandırmak başkadır.

Bir insanın şahsiyetini hedef alan, toplumdaki güvenilirliğini sarsmaya çalışan, sürekli ima ve yönlendirmelerle şüphe üreten anlayışın ahlaki bir zemini olamaz.

Üstelik bunu yapanlar çoğu zaman kendilerini toplum adına konuşan, herkesin hesabını soran, her şeyi bilen insanlar olarak görürler.

Oysa insan önce kendi nefsinin hesabını vermeyi öğrenmelidir.

*

Herkes Kendi Geçmişini de Bilmelidir

İnsanların geçmişleri vardır.

Dün söyledikleri, bugün yaptıkları vardır.

Savundukları ilkeler, ortaya koydukları davranışlar vardır.

Kimin hangi şartlarda nasıl davrandığı, hangi meselede nerede durduğu zaman içerisinde anlaşılır.

Bazıları kendilerini hiç tanınmıyor zannedebilir.

Geçmişlerinin bilinmediğini, niyetlerinin anlaşılmadığını düşünebilir.

Ancak hayat öyle değildir. İnsanların hafızası vardır. Toplumun da hafızası vardır.

Biz de yaşadıklarımızı, gördüklerimizi ve şahit olduklarımızı unutmuş değiliz.

Fakat her bildiğimizi söylemek, her söylenene cevap vermek zorunda da değiliz.

Çünkü insanın seviyesini, karşısındakinin kullandığı dil değil, kendi ahlakı belirlemelidir.

*

Bataklıkta Mücadele Edilmez

Bazı insanlar sizi sürekli kendi tartışma alanlarına çekmek isterler.

Bir iddia ortaya atarlar. Cevap verirsiniz, başka bir iddia üretirler. Onu açıklarsınız, bu defa başka bir şüphe oluştururlar.

Böylece hakikati ortaya çıkarmak yerine bitmeyen bir tartışma ortamı meydana getirirler.

Bizim böyle bir anlayışla kaybedecek vaktimiz yok.

Bizim işimiz insanları birbirine düşürmek değil, insanları bir araya getirmektir. Bizim işimiz şüphe üretmek değil, güven oluşturmaktır.

Bizim işimiz insanların itibarını zedelemek değil, insan onurunu korumaktır.

Onun için herkes bilsin ki:

Biz bataklıkta mücadele etmeyiz.

Çünkü bataklığa giren, karşısındakini değil, önce kendisini kirletir.

Elbette haklarımızı koruruz. Gerektiğinde hukuk içerisinde mücadelemizi veririz.

Ama seviyesiz tartışmaların tarafı olmayız.

*

Haset İnsanı İçten İçe Tüketir

İnsanın kalbinde taşıyabileceği en tehlikeli hastalıklardan biri de hasettir.

Haset, başkasının sahip olduğu nimetten rahatsız olmaktır. Onun başarısını kabullenememektir.

Onun iyiliğine sevinememektir.

Hatta elindeki nimetin yok olmasını istemektir.

Haset sahibi insan zamanla kendi hayatını yaşamayı bırakır.

Başkalarının hayatıyla meşgul olmaya başlar.

Kim ne yapmış?

Kim nereye gelmiş?

Kim ne kazanmış?

Kim neden takdir edilmiş?

Bütün zihnini bunlarla doldurur.

Sonunda başkasına zarar vermek isterken kendi huzurunu kaybeder.

Peygamber Efendimizin hasedin iyilikleri tüketmesine ilişkin uyarısı da üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ikazdır.

Çünkü haset yalnızca insanın başkalarıyla ilişkisini değil, kendi iç dünyasını da karartır. İnsan kendi nefsini hesaba çekmek yerine sürekli başkalarında kusur arıyorsa orada ciddi bir ahlak

problemi başlamış demektir.

*

Örümcek Ağından Saray Olmaz

İnsan bazen çevresindeki kalabalığa güvenir.

Bazen makamına, bazen parasına, bazen kurduğu ilişkilere dayanır.

Bazen de kendi zihninde oluşturduğu kuruntulara sığınır.

Kendisini güçlü zanneder.

Herkesin kendisinden çekindiğini düşünür.

Kurduğu ilişkilerin, yaptığı planların ve oluşturduğu algının kendisini koruyacağına inanır.

Oysa bütün bunlar bir anda dağılabilir.

Çünkü örümcek ağından saray olmaz.

Yalan üzerine güven kurulmaz.

İftira üzerine itibar inşa edilmez.

Haset üzerine kardeşlik kurulmaz.

Kibir üzerine hakikat yükselmez.

İnsanı ayakta tutan şey, kurduğu ilişkilerin çokluğu değil, dayandığı hakikatin sağlamlığıdır.

*

Allah’a Dayanan Yıkılmaz

Bizim inancımızın temelinde çok açık bir ölçü vardır.

Allah’a dayanmak.

O’na güvenmek.

O’nun rızasını her şeyin üzerinde tutmak.

İnsanlardan korkarak değil, Allah’a hesap vereceğini bilerek yaşamak.

Birilerinin hoşuna gitmek için doğrulardan vazgeçmemek.

Birilerinin öfkesinden çekinerek yanlışlara teslim olmamak.

Bizim için asıl mesele budur.

Elbette insanız. Hata yapabiliriz, yanılabiliriz, eksiklerimiz olabilir.

Ama niyetimiz doğru, istikametimiz hak, ölçümüz adalet olmalıdır.

İnsanların kurduğu tuzaklar, oluşturduğu algılar ve yaydığı şüpheler bizi bu istikametten ayırmamalıdır.

Çünkü biz biliriz ki Allah’ın yardımı ve izni olmadan hiçbir güç mutlak değildir.

Kuruntularla yaşayanlar kendi kurdukları dünyada oyalanabilirler.

Kendilerini güçlü, planlarını kusursuz, dayanaklarını sarsılmaz zannedebilirler.

Ama unutmasınlar:

Örümcek kendi ağını sağlam zanneder.

Oysa Kur’an bize evlerin en çürüğünün örümceğin evi olduğunu haber verir.

Bizim dayanağımız insanlar değil, Allah’tır.

Bizim ölçümüz menfaat değil, hakikattir.

Bizim yolumuz iftira değil, adalettir.

Ve bizim inancımız şudur:

Allah’a dayanan yıkılmaz.

Örümcek ağına sığınan ise kendi kurduğu ağın sağlamlığıyla avunur.