İyi yönetim, insanların önüne engel koymak değil, yürüyecekleri yolu önceden açmaktır.
Bir yerde sistem yoksa, kurumsallık yoksa, planlama yoksa orada karmaşa kaçınılmazdır.
Düzensizlik yalnızca işlerin aksaması değildir. Aynı zamanda insanların huzurunun bozulması, güven duygusunun zedelenmesi ve toplumsal hayatın zorlaşmasıdır.
Ticarette, üretimde, şehirleşmede, kamu yönetiminde ve hatta aile hayatında bile böyledir.
Çünkü hayat boşluk kabul etmez.
Bir kurumun zamanında almadığı kararın bedelini çoğu zaman vatandaş öder.
Oysa iyi yönetim, sorunlar ortaya çıktıktan sonra çözüm aramak değil, sorunlar doğmadan tedbir alabilmektir.
Esnaftan Önce Kurum Harekete Geçmelidir
Bugün şehirlerimizde büyük bir değişim yaşanıyor.
*
Depremin ardından rezerv alanları oluşturuluyor, kentsel dönüşüm projeleri uygulanıyor, çarşılarımız ve mahallelerimiz yeniden inşa ediliyor.
Bütün bunlar elbette gerekli.
Ancak şehirleri yeniden inşa ederken yalnızca binaları değil, o binaların içerisinde yaşayan hayatları da düşünmek zorundayız.
Mesela Kahramanmaraş’ın tarihî Bakırcılar Çarşısı’nı ele alalım.
Burada otuz, kırk, hatta elli yıldır aynı yerde çalışan esnaflarımız var. Kimilerinin mesleği babasından, dedesinden kalmış. Bakırcılık, kalaycılık ve el sanatları bu insanların yalnızca geçim kaynağı değil, aynı zamanda hayatlarının bir parçası.
Şimdi biz bu çarşıyı yenileyeceğiz diye esnafımıza, “Herkes kendi başının çaresine baksın.” diyebilir miyiz? diyemeyiz.
*
Çünkü kamu yönetiminin görevi yalnızca karar almak değil, aldığı kararın insan hayatında meydana getireceği sonuçları da düşünmektir.
Çarşı yıkılmadan önce esnafın nereye taşınacağı belirlenmelidir.
Satış yapanlar için geçici konteyner çarşılar kurulabilir. Ancak üretim yapan bir kalaycıyı düşünelim. Ateşle, ocakla, çeşitli makinelerle çalışan bu esnafımız her konteynerde mesleğini sürdüremez. Öyleyse sanayide veya uygun başka bir yerde iş yeri temin edilmesi, kira imkânlarının araştırılması, devlet desteklerinden nasıl yararlanacağının anlatılması gerekir.
Hatta mümkünse bütün bu hazırlıklar esnafın kapısı çalınmadan önce tamamlanmalıdır.
Çünkü vatandaşın önüne çözüm koymadan ondan değişime uyum sağlamasını beklemek doğru değildir.
*
Önce Ark Açılmalı, Sonra Su Verilmelidir
Anadolu’da güzel bir anlayış vardır.
Suyu bir yere ulaştırmak istiyorsanız önce arkını açarsınız.
Ark açılmadan suyu bırakırsanız su her tarafa dağılır. Kimi yerde birikir, kimi yerde taşar, kimi yerde de hiç ulaşmaz.
Ama arkını önceden hazırlarsanız su kendi yolunu bulur.
İşte yönetim de böyledir.
Önce yol hazırlanmalı, sonra insanlar o yola yönlendirilmelidir.
Aksi hâlde bir esnaf kendi imkânlarıyla bir yere konteyner koyar. Bir başkası başka bir yere gider. Elektrik yoktur, su yoktur, altyapı hazır değildir.
Bir süre sonra düzensizlik başlar.
Ardından şikâyetler, tartışmalar ve kırgınlıklar ortaya çıkar.
Oysa kurumlar önceden harekete geçse, yerleri belirlese, altyapıyı hazırlasa, vatandaşına rehberlik etse bütün bu sorunların önemli bir kısmı daha doğmadan ortadan kalkacaktır.
Devletin büyüklüğü yalnızca aldığı kararlarla değil, o kararları uygularken vatandaşına gösterdiği özenle de ölçülür.
*
Değişim Bir Anda Gerçekleşmez
İnsan alışkanlıklarıyla yaşayan bir varlıktır.
Otuz, kırk yıl aynı yerde çalışan, aynı sokaktan geçen, aynı komşularla ticaret yapan bir insanın hayatını bir günde değiştirmesini bekleyemeyiz.
Değişime karşı gösterilen her direnci de kötü niyet olarak değerlendiremeyiz.
Bazen insan bilmediğinden korkar. Bazen geleceğini göremediği için endişelenir.
Bazen de yıllardır alıştığı düzenin bozulmasını istemez. İyi yönetici bu duyguları anlamalıdır.
İnsanları zorlayarak değil, ikna ederek; belirsizliğe sürükleyerek değil, önlerini açarak değişimi gerçekleştirmelidir.
Burada üç önemli kavram üzerinde durmak istiyorum:
Tecrit, tedric ve tecdit.
Tecrit: Önce Kendimizi Sorgulamalıyız
Tecrit, kelime anlamıyla ayırmak, soyutlamak demektir.
Ben bu kavramı yönetim anlayışında biraz daha farklı bir yönüyle önemsiyorum.
İnsan zaman zaman günlük koşuşturmanın dışına çıkmalı, kendisiyle baş başa kalmalıdır.
Bir yönetici de gerektiğinde işlerin akışından bir süre uzaklaşıp kurumuna dışarıdan bakabilmelidir.
Ne yapıyoruz?
Nereye gidiyoruz?
Aldığımız kararlar doğru mu?
Vatandaşımızın hayatını kolaylaştırıyor muyuz, yoksa zorlaştırıyor muyuz?
Dün doğru olan bir uygulama bugün de doğru mu?
Bu soruları kendimize sorabilmeliyiz.
Çünkü insan kendisini sorgulamadıkça hatalarını göremez.
Kurumlar da böyledir.
Yanlışta ısrar etmek kararlılık değildir.
Gerektiğinde durmak, düşünmek ve yeniden değerlendirmek de bir yönetim becerisidir.
Tedric: Adım Adım İlerlemek
Tedric, derece derece ilerlemek demektir.
Hayatta her değişim bir anda gerçekleşmez.
Özellikle insanların alışkanlıklarını, geçim kaynaklarını ve geleceklerini ilgilendiren konularda aceleci kararlarla değil, planlı ve aşamalı uygulamalarla hareket edilmelidir.
Burada önemli bir ayrım vardır:
Hazırlıkta hızlı, uygulamada planlı olmak gerekir.
Kurumlar tedbir almakta gecikmemeli, ancak insanları da hazırlıksız bir değişimin içerisine bırakmamalıdır. Önce ihtiyaçlar belirlenmeli, ardından imkânlar hazırlanmalı, sonra uygulamaya geçilmelidir.
*
Böylece değişim bir korku olmaktan çıkar, insanların güven duyduğu bir sürece dönüşür.
Tecdit: Sürekli Yenilenmek
Tecdit ise yenilenmek demektir.
İnsan da kurum da kendisini yenilemek zorundadır.
Dünya değişiyor, şehirler değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor.
Biz hâlâ yıllar önceki yöntemlerle bugünün meselelerini çözmeye çalışırsak geride kalırız.
Ancak yenilenmek, geçmişi bütünüyle reddetmek değildir.
Geçmişin tecrübesini koruyarak bugünün ihtiyaçlarına cevap verebilmektir.
Bakırcılar Çarşısı’nı yenilerken tarihî meslekleri yaşatmak da bunun bir örneğidir.
Binalar değişebilir, sokaklar yenilenebilir, iş yerleri başka alanlara taşınabilir.
Ama o şehrin hafızası, kültürü ve üretim geleneği kaybolmamalıdır.
Asıl başarı, eskiyi koruyarak yeniyi inşa edebilmektir.
Devletle Millet Arasındaki Güven
Bütün bu düşüncelerin ulaştığı yer aslında aynıdır:
Devletle millet arasındaki güven.
Vatandaş, karşısında kendisini anlayan, sorunlarını önceden gören ve çözüm için çalışan bir kurum bulursa devletine olan güveni artar.
Ama sürekli belirsizlikle karşılaşır, her sorunun çözümünü kendi başına aramak zorunda kalırsa zamanla kırgınlıklar oluşur.
Bu nedenle kurumların yalnızca mevzuatı uygulaması yeterli değildir.
İnsanı anlaması, toplumu tanıması ve hayatın gerçeklerini dikkate alması gerekir.
İyi yönetim, vatandaşı kurumların peşinde koşturmak değil, kurumların vatandaşın ihtiyacına zamanında cevap verebilmesidir.
Unutmayalım ki insan için yapılan bir hizmet, insanı mağdur ediyorsa orada yöntemi yeniden değerlendirmek gerekir.
*
Sonuç olarak;
Önce kendimizi ve kurumlarımızı sorgulayacağız.
Sonra planlı, aşamalı ve kararlı biçimde ilerleyeceğiz.
Ve sürekli kendimizi yenileyeceğiz.
Yani tecrit, tedric ve tecdit anlayışını hayatımıza taşıyacağız.
Çünkü yönetmek yalnızca karar vermek değildir.
Yönetmek, öngörmektir.
Yönetmek, hazırlık yapmaktır.
Yönetmek, insanı anlamaktır.
Ve hepsinden önemlisi;
Yönetmek, insanların önünü açmak ve onlara yol göstermektir.