4 büyük Halife’den biri, Peygamber Efendimizin damadı olan Hz. Ali’ye ait bu veciz sözü durup dururken niye başlık olarak gündeme taşıdım?

Taşıdım çünkü senelerdir makamlara getirilen insanlarda ehliyet ve liyakat olmadığı için, bürokraside tıkanma, siyasetteki ayak oyunları, vatandaşın-seçmenin her geçen gün siyasilere olan güven duygusunun azalması, halktan kopan yerel yöneticilerin, sivil toplum kuruluşlarının, ve aynaya bakıp, yazmakta fayda var, gazetecilik etiğini yerlere yeksan edenleri görünce, okuyunca, Hz. Ali’nin bu sözünün ne kadar önemli, kıymetli olduğunu belirtmem lazım!

*

Adam partili veya partisiz, eğitimi var mı yok mu ona bakan yok, yeter ki bizden olsun, yeter ki bize oy vermiş biri olsun, yeter ki akrabamız olsun, ehliyet ve liyakat arkadan gelir, öncelik ona.

İş kapıları açılıyor sonuna kadar. ‘Uzayan dal bizden olsun!’ dediniz ya, sadece şahsım şehrini örnek göstermiyorum, Türkiye haritasına göz gezdirdiğinizde bakın tepedeki bürokratın, eğitim-öğretim görevlisinin, milletvekillerinin bir değil, birkaç yerde akrabası çıkıyor karşınıza.

O kişi, işe girene kadar kırk kapıya deynek çalıyor, yalvarıyor-yakarıyor, hatta elini cebine atıyor, talip olduğu işe-göreve layık olup olmadığına bakılmaksızın, eh sizin de Ankara’da dayınız varsa, tecrübenizin, eğitiminizin bir önemi kalmıyor.

*

İşe girince, makama oturunca da ne kapı komşusunu tanıyor, ne asker, okul arkadaşını, ne mahalle arkadaşını tanıyor. Bir de havalara giriyor ki, yolda yürüyüşü, koltukta oturuşu değişiyor, insanlara tepeden bakıyor, bugün olacak işini ‘bugün git yarın gel’ alışkanlığına soyunup çok önemli bir görevi ifa ediyor hissini uyandırıyor, (sistemin bir parçası haline geliyor anlayacağınız!) algısını yaratıyor ve kendisi de büyük adam olup çıkıyor karşınıza.

Geçmişteki günlerini unutuyor, kibir abidesi haline geliyor, egosunu tatmin edebilmek için kılıktan kılığa giriyor. Hırsı aklının önüne geçince, işgal ettiği makamı, koltuğu çıkara tahvil için de zemin hazırlayanları baş tacı ediyor.

İş takibi yapıyor, devletin imkanlarını dibine kadara kullanıyor, kuralları hiçe sayıyor, tahsis edilen aracı özel işleri için. Hatta tatile bile giderken devletin aracını kullanıyor, nasıl olsa bizim partinin adamı, kimse görmüyor, duymuyor, dinlemiyor.

*

Hak etmediği halde o kişinin o sözü edilen makama getirmesinden de rahatsızlık duymuyor. Vebalini üzerine almak istemiyor, ne yapsa, ne dese katlanıyor, kulağını çekmediği gibi, ‘bu şehir seninle gurur duyuyor!’ safsatasına, yalaka ve yavşaklığına sığınarak kendini vebalden kurtarıyor aklı sıra.

O bakımdan devlet kurumlarında işler ağırdan alınıyor, savsaklanıyor, bugün vatandaşın önemli, acil sorunu var ve halledilmesi gerekiyor, fakat hak etmediği koltuğa oturan bürokrat, siyasetçi, gazeteci, esnaf, aklınıza gelen her kimler varsa, kendini bulunmaz Hind kumaşı yerine koyan karakter yoksunları, ne yazık ki üstün hizmet madalyası almaya hak kazandığını iddia ediyor.

O hale geldik!