Bunu bana değil, Hüseyin Çelik’e sorun. Hüseyin Çelik kim mi, peki anlatalım.
1982 yılında Van’dayım. Sümerbank Ayakkabı fabrikasına tayinim çıktı, (merhum Necmettin Erbakan’ın eseriydi) muhasebe şefi olarak. Erek Dağı eteğindeki (Köy Hizmetleri arkasına düşer) işletmede, lojmandayım. Çocuklarım daha küçük, 6-8 yaşlarındalar.
Okula gönderdik merkez, öğretmenleri Hüseyin Çelik’ti. Veli eğitimci-öğretmen ilişkisi aile dostluğuna kadar uzandı.
Aradan zaman geçti, AK Parti’nin kurucuları arasında yer aldı ve arkasından Mili Eğitim Bakanlığı… Kahramanmaraş’a geldi Bakan sıfatıyla. Dönemin Valisi sayın İlhan Atış’ın makamındayız. Makamda, karşılaştığımızda sarılıp öpüştük, “Mehmet Bey benim eski dostumdur, çocuklarının öğretmeniydim!” demiş, hasret ve özlem gidermiştik sayın Çelik’le.
Gün geldi devir döndü, Bakanlık bitti, sonra kurucuları arasında yer aldığı parti ile limoni oldu sanki. Ne değişti, ne yaşandı ise! Gittiği yerlerde, ekranlarda, gazetelerde eksik, ulu orta açıklamalar yaptı, partiye zarar verdiği söylendi, yazıldı.
*
Aradan seneler geçti, sert eleştirilerinden vaz geçmedi. Son olarak, geçen hafta bir televizyon kanalında açıklamalarda bulundu, Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan sonraki AK Partinin akıbetini ilişkin yersiz, gereksiz açıklamalarda bulundu. Gündem oldu söyledikleri, konuştukları. Karizmatik liderlerin ardından siyasi partilerin varlığını sürdürmekte zorlandığını ifade etti, AK Parti’nin de benzer bir süreç yaşayacağını açık açık dile getrdi; Karizmatik liderlerin partilerinin kendilerinden sonra yaşama şansı zaten yok. Demirel gittikten sonra DYP, Turgut Özal gittikten sonra Anavatan yaşayamadı, AK Parti’nin de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra yaşama şansı yoktur!”
Devamında, iktidarın aile içinde devredilmesine karşı olduğunu belirtmiş, “Biz böyle bir Cumhuriyeti istemiyoruz. Veliaht sistemine dayanan yönetim, bizi muz cumhuriyeti yapar!”
Keşke biraz da süt ilave etseydi, muzlu süt lezzetinde olurdu.
*
Kendi fikri saygı duyarım da, sayın Çelik bu açıklamalar size yakışmadı. Bu parti sizi bakan yaptı, size unvan bahşetti, size alıp yücelere taşıdı, altınıza makam aracı tahsis edildi, ayrıcalıklı bir kimlikle dolaştınız. Bu partinin ekmeğini yediniz, bu parti ve size ikram ettiği unvan sayesinde herkes önünüzde el pençe divan durdu, ‘sayın bakanım!’ dedi.
Yakıştı mı şimdi böyle cümleler!
Hatasız kul yok! Orhan Gencebay boşuna mı yazdı o şarkıyı, boşuna mı söyledi. Cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan da insan. Onun da hata yapmak gibi bir lüksü var. Ama sizinki bardağı taşıran bir damla. Bunları söylemekle, ekranlarda konuşmakla muhalefetin eline koz veriyorsunuz.
*
Herkesin, her şeyin bir sonu var. Amenna! Herkesin bir kader çizgisi var, alnında, kaderinde ne yazılıysa kişi onu yaşar. Partiler de öyle.
Sonra, siyaset bu, karar verici olan halktır. Kimi isterse, kimi seçerse, kimi başına taç ederse, bize ona saygı duymak gerek. Bu parti olur, şahıs olur, fark etmez. Demokrasi de budur zaten.
Allah devletimizi korusun, sayın Cumhurbaşkanımıza uzun ömürler versin! Ve Allah da sizi bildiği gibi yapsın diyeceğim de, beddua etmeyi sevmem, ne haliniz varsa görün!