Ülkemin dört bir tarafında ve şehrimde siyaset kazanı kaynamaya başlamışken, kazan etrafında dans gösterileri dinmek bilmezken, dikkat ediyorum, bazıları bir taraflarına kına yakma derdindeyken, herkes yanan ateşe ya benzin döküyor, ya odun atıyor. Malum, memlekette odun çok!
İşin garip tarafı, herkes de siyaset akademi mezunu, siyaset bilimcisi, yorumcusu… Kimse burnundan kıl aldırmıyor! “Ben varsam parti var, ben yoksam siyasetin canı cehenneme!”
Siyaset ve yerel yönetim sana kaldıysa, vay halimize!
Güle güle şekerparem, Hacı Hamza armudum, elma şekerim, hıyar dolmam, yolun açık olsun!
*
Eeeeee, ne diyecektim, ne yazacaktım ben? Hah, Dulkadiroğlu ilçemiz. Şu sıralar yerel yönetim anlamında, emin ellerde!
Geçmiş dönemde AK Partiye yüzde 90’a yakın oranda oy vermiş, Doğukent’ten başlayıp Çağlayancerit’e kadar uzanan yaklaşık 60 kilometrelik yolu tamamlamayan zihniyete karşı, durup dururken neden Dulkadiroğlu?
Al sana kaya…
*
Daha şimdiden bazıları gımıldamaya başladı. Gımıldadıkça da başı kıçı oynayınca, zaten güven ve itibar sıfır noktasında, ki geçmişten, son mahalli seçimlerden ders almamışçasına, hayatında belki güreş yapamamıştır ama kendini Kurt Dereli Mehmet Pehlivan yerine koyup, kündeye, aşırtmaya, çangala, rakibinin sırtını yere getirmeye yanaşma noktasında eğitimler alıyor, antrenmanlar yapıyor!
Yenilen pehlivan güreşe doymaz derler de, bu farklı, bu başka bir şey!
*
Bir kere, kendini ispatlayamamışsın, öncelikle basın mensuplarını, esnafı ve parti tabanını ikna edememişsin, üstelik de kedi olmadan fare tutmaya kalkışmışsın, sonra da diyorsun ki “Benim babam muhtar!”
Eeee, baban muhtar olsa bile sen de padişahın püsküllü oğlu değilsin!
Demem o ki, herkes bir hesap peşinde. Hiçbir şeyin, hiçbir kimsenin bankasından başka garantisinin olmadığını bilen, yazan ben, niyet okuyanlara şunu söylemek istiyorum, “Sakın ha, sakın! Denemeye bile kalkışma, avucunu yalarsın!”
Akşama yemekten sonra soyulmuş portakal, sen de kıçını kır, orada kal!