Şimdi evler, telefonlar, bilgisayarlar ve araçlar akıllı. Seni yaşanabilecek tüm olumsuzluklardan koruyor, uyarıyor. Peki, teknolojiye yenik düşen toplum, hele hele bizde, yani depremden sonra akıllanabildik mi?

Deprem sadece canlarımızı, mallarımızı, hayallerimizi ve umutlarımızı almadı, hele hele depremden sonra fay hattının beynimizin içinden geçtiği bile iddia edildi?

Ve…

Telefonlarımız, araçlarımız, bilgisayarımız ve evlerimiz kadar akıllı mıyız?

*

Geçenlerde, dediysem epey zaman geçti aradan, ‘Aptala anlatır gibi tane tane anlatıyorum!’ yazım ardından, yetmemiş, kesmemiş olacak ki, bu defa güzergâhı-rotayı geri zekâlılara çevirmek zorunda kaldım.

Ha, memlekette var mı derseniz, sipariş verin istediğiniz kadar göndereyim. Kargo benden!

Aptallara ve geri zekâlılar… Bir farkları var mı diye soracak olursanız, cevabını da size bırakıyorum!

Meğer ne kadar çok aptal varmış, meğer ne çok geri zekâlı varmış ki şahsım şehrinde, beni ikinci yazıya mecbur bıraktılar. Perakendeciliği sevmem, toptan yazarım, anlatırım!

İçinde kim varsa, kime ne kadar çok lazım ise, buyursun alsın!

*

Şehrimizin dört bir tarafı ormanlarla çevrili. Burnumuzun dibindeki Ahırdağı tamamen ormanlık. Her ne kadar bağ-bahçe için o güzelim ormanlık alanı ‘Kel Ali’nin bağı’na çevirseler de, bıldır bu zamanlar Çamlıdere ve Çakırdere’deki yangın kadar, Ahırdağı’nda da zaman zaman yaşanan orman yangınları bende her zaman kuşku uyandırmıştır.

Ozon tabakasının delinmesi, küresel kuraklık, kirlenen çevrenin yarattığı iddia edilen orman yangınlarına, özellikle şahsım şehrinde yaşananlara pek inanasım yok!

Yeşil örtüyü griye çevirmek için can atıyor millet! Herkes bilmem neyinin keyfi derdinde! Doğayı katlediyorlar, akciğerlerimizi söküyorlar alçaklar, şerefsizler!

Bu dağlarda bağı-bahçesi olmayan, bakın olanlar demiyorum, olmayan bir ormancı (merhum olmuş veya hayatta olan bölge müdürleri dahil) gösterin bana, ne derseniz deyin.

Vatandaşın beynine yerleşen kanaat şu; Ağaçları kesersiniz, ormancı görmez. Bağ-bahçe ayarlarsınız kendinize, ormancının ruhu duymaz. Tapusuz, ruhsatsız ev de dikersiniz içine, ormancının gözleri görmez. Yol diyorsunuz değil mi, kendine ormanlık alan içinde bağ-bahçe yeri ayarlayanlar, kusura bakmayın, yolu’nu da bulur! Yol gösteren de, yol veren de… İlla ki…

Varsa yanlış, eksik, Orman Bölge Müdürü bir basın toplantısı düzenler, (Daha yeni geldi sayılır. Hem tanışmış oluruz!) hem yangınlarla ilgili bilgi verir, hem de bu iddiaların peşine düşer.

Bile bile, kaçak-köçek varsa, yangınlar bireysele rant uğruna çıkıyorsa; hak, hukuk, adalet ve ahlaklı siyaset buysa, beni yok sayın!

*

Dulkadiroğlu Belediye Başkanı, mümtaz insan Mehmet Akpınar, son köşe yazısında birlikte olmayı, birlikte çalışmayı, birlikte üretip, şehri birlikte ayağa kaldırmayı tavsiye etmiş nezih bir dille ve “artık yel değirmenlerine savaş açma zamanı değil” demişti.

Don Kişot bir şehir efsanesiydi, geride kaldı. Fakat biz hayal ile hakikati birbirinden ayırmadıkça, mızrağı elimize alıp görünmeyen düşmana savaş ilan edince, üstelik de yel değirmenleri bizim öfkemizden haberdar olmayınca, biz kendi kendimizi yedik bitirdik.

Hasediz, kıskancız, ego yanlısı-delisiyiz, kibir abidesiyiz.

Gelini ruhu ile, dokusu ve kokusu yanında gelenekleriyle bu şehri ayağa kaldıralım. Ama inanarak, ama gerçek dostlarla, bu şehir için canını, ömrünü, zamanını feda eden insanlarla birlikte yol yürüyerek.

*

Köftehorun birisi benim için yaşlı, gözleri de görmüyor demiş. Yaşlı olabilirim. Fakat gözlerim iğnenin deliğinden Bağdat’ı görecek kadar sağlam. Üstelik gözlük de kullanmıyorum. Hem yakın, hem uzak, net. İsmim kadar. Sıkıntı yok. Çoğunun kalbini, aklından geçeni, ruhunu biliyorum. Siyasetçilerin de. Başkanların da, gazeteci milletinin de…

Ben bu şehirde kim kaçak, kim köçek hepsini bilecek, ayırt edecek kadar feraset sahibiyim hamdolsun, çok şükür, maşallah, inşallah!

Bu şehrin sorunları ise mesele, gördüğümü yazarım, yorumlarım. Feriştahı gelse mani olamaz!

*

Yazımı, nasıl ve nerenizden anlarsanız anlayın, fark etmez, önemli de değil, bir fıkra ile bitirmek istiyorum. Daha önce de okudunuz ama, hafızanızı yoklamak, tazelemek istedim.

Adam akşam yemeğinden sonra karısına sorar; “Hanım, merak ettim, benden önce hiç sevgilin, biriyle birlikteliğin oldu mu?"

Kadın gayet rahat; “Bak herif! Evin her zaman sıcak ve temiz, yemeğin hep hazır olmadı mı?”

“Evet, oldu”

“Elbiselerin, gömleklerin temiz, ütülü oldu mu?”

“Evet, oldu”

“Peki, yatakta benden memnun değil misin?”

“O nasıl söz hanım, tabi ki memnunum, aklımı başımdan alıyorsun!”

kadın patlamış sonunda, diyeceğini demiş; “Eeeeee… Ben bunların hepsini biçki-dikiş kursunda mı öğrendim!”