Dile kilit vurulmaz, dil söyler saklanır, baş belaya katlanır!

Yazdıklarımız, yorumlarımız kiminin hoşuna gider, beğeni atar, teşekkür yorumu gönderir, kimisi de öfkelenir, çemkirir, yalan da söyler rahatlıkla, kimileri de haddini aşarak bize gazetecilik dersi vermeye kalkışır.

Yazı ve yorumular, eleştiriler ile haberler birilerini rahatsız etmiyorsa, fincancı katırlarını ürkütmüyorsa, reklama girer.

İcap ettiğinde ‘kral çıplak!’ demek bizim kitabımızda var.

İster işadamı, ister gazeteci kılıklı imalat artıkları, ister kendini milletin adamı yerine koyan aslında adamlıkla alakası olmayanlar, ister şehri yönettiğini zanneden, kendini bu şehirde etkili ve yetkili konumuna sokan başkanlar ile terazide hile yapan, ona aldığını elliye satan sahtekâr esnaf yaptıklarının bedelini ödemek zorunda.

Ben ödüyorsam, sen de ödeyeceksin şeker kardeşim! Amma az, amma çok.

*

Biri takım değiştirir, saygı duyarım. Sarı-laciverti beğenmez cimbom’a geçer, eyvallah derim. Ama geçince de sarı laciverte çemkirmeyecek, küfretmeyecek, nankörlük etmeyecek, efendi efendi geçtiysen ister amigoluk yap, ister edebince taraftarlık, keyfine kalmış!

Din değiştirmiştir adam. Olabilir. Hıristiyan iken Müslüman olmuştur, ne mutlu ona. Hidayete ermiş, gerçeği görmüş der çıkarsınız.

Tersi de olabilir, adam Müslümandır, sonradan din değiştirmiştir, papaz olmuştur, garipsersin, tuhafına gider belki ama ‘neyse lan, bırak olsun!’ dersiniz.

*

Parti değiştirmek başka. Bunun da bir raconu var, ahlakı var siyasetin, parti değiştirmenin. Ama bir de bağımsızlık müessesesi var siyasetin içinde. Hadi değiştirdin diyelim, önceki liderini sevmedin, tutarlı bulmadın, ondan bir cacık olmayacağına kanaat geçirdin, eyvallah. Ya bağımsız kal, ya da inandığın, güvendiğin, yarınların geleceğine inandığın partiye geçince de öncekine küfretme, senin için verilen mücadeleye, harcanan emeğe, zamana nankörlük etme, arkasından olmadık yalanları söyleyip de kendini bulunmaz Hind kumaşı yerine koyma!

Siyasetin raconu nerede kaldı. Aslında sen de biliyorsun senden bir halt olmayacağını. Esip gürlüyordun öteki mahallede iken, bağırıp çağırıyordun kürsülerde, meydanlarda. Ağzının ayarı yoktu, diline gem vuramıyordun. Meydanı boş bulmuştun ya. Hadi şimdi aç ağzını, say ağzına geleni, es ve gürle!

*

Ha, bak o zaman herkes alkışlıyordu seni. ‘helal olsun!’ diyordu.

Şimdi… Şimdi püsük gibi oldun değil mi? Bol keseden atıp tutma devri bitti, amigoluğun da bir süreci varmış.

Hadi öteki mahallede iken söylediklerini bu partide de konuş! Hadi, cesaretin varsa aç ağzını, tutma dilini, masaya yumruğunu da vurabilirsin.

Konuşturmazlar adamı, ’otur lan oturduğun yerde!’ derler, ağzına biber sürürler, ağzını çırparlar, daha ileri gidip ağzına bilmem ne ederler!

Şaka gibisin be evladım!