Bir babanın çocuklarına bırakacağı en büyük, en anlamlı miras, herhalde onurlu bir yaşam, haysiyetli bir duruşu miras olacak. Başka türlüsü beklemez zaten.

Yiğit, mert adamdan zarar gelmez. Özü sözü bir, dobra, gözünü budaktan, sözünü dudaktan sakınmayan adamlara güvenin. Sinsi ise, başı kıçı oynuyorsa, konuşurken bakışlarını sizden kaçırıyorsa, aman ha, uzak durun!

*

Ancak siz siz olun, dostunuza paranızı, düşmanınıza yaranızı göstermeyin!

Herkes iyi gün dostu zira!

Dost bildiğini, can ciğer kuzu sarması bildiğiniz birisine derdinizi anlatırsınız. Belki mahrem şeyleri de anlatma gereği duyarsınız. Samimiyete binaen, güvendiğinizden.

Her ne kadar merhum Aşık Veysel türküsünde, ’Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yârim kara toprak!’ dese de insanın dertleşebileceği, derdini anlatacağı, acılarını, içindeki sıkıntıları dışa vuracağı birileri mutlaka vardır ve olmalıdır.

Dedim ya, iyi günde herkes dostun, arkadaşın, yoldaşın!

*

Fakat öyle bir gün gelir ki, dostum dediğinle arana kara kedi girer, birileri nifak sokar, herhangi bir meseleden ötürü dostluk köprüsünün ayakları yıkılır, köprünün altından geçen dere ırmağa dönüşür, o sırrını açtığınız, içinizi döktüğünüz, en mahrem şeyleri bile anlattığınız konular, meseleler, bakmışsın başkalarının dilinde, ağzında.

Demek ki ya sen o dostum, arkadaşım dediğini tanıyamamışsın, ya da ondaki karaktersizlik kendini dışa vurmuş, sendeki mahrem sırları başkasına anlatmış.

Hani, öküz öldü dava bitti derler ya, seninki o hesap!

*

İki kişilik sırlar, şayet gerçek dostunda ise o senle mezara kadar gider, gitmeli de. Yok çok iyi tanıyamadığın, daha doğrusu karakterini çok iyi tahlil edemediğin, ya da çıkarına ters geldiğin, tekerine çomak soktuğun o dostun sana ait sırları başkaları ile paylaşmışsa, o karaktersizliğini ortaya koymuştur.

*

Günlük yaşamda sağlıklı, güvenli ilişkiler pek kalmadı. Anlatıyorsun o dostum dediğin, güvendiğin adama, ki yediğin içtiğin ayrı gitmemiştir, aynı takımı tutmuş, aynı partiye oy vermişsindir belki de, kim bilir mahalle arkadaşındır, belki de askerliği beraber yaptınız, belki aynı okulda okudunuz, belki aynı tastan içtiniz çorbayı.

Fakat o cibilliyetsiz çıkmış, kendinde kalması gereken mahrem bilgileri, sırları başkasıyla paylaşarak seni iki paralık etmiştir.

Bu, ondaki karakter yoksunluğunun göstergesidir.

Ne demiş atalarımız, ’her sırrını söyleme dostuna, o da gider söyle dostuna!’

*

Anlatmayacaksın. Karakterinden, adamlığından emin değilsen, sırrını vermeyeceksin kimseye. Günü geldiğinde, aranız bozulduğunda seni iki kuruşa satacağını hesap edeceksin.

Bırak sende kalsın ne varsa! Anlatma kimseye. Ne paranı, ne yaranı gösterme dostuna, düşmanına!

Beraber gezersin, yer-içersin, güvendiğin için aile sırlarını bile anlatırsın, aynı duyguları, aynı heyecanları paylaşmışsındır muhtemelen, ki samimiyet, dostluk, ciddiyet ve sadakat, delikanlılık, mertlik ve insanlık bunu gerektirir, ama bakmışsın, bir ihanet çemberi kuşatmış çevreni.

*

Dostum dediğin, aile sırlarını bile paylaştığın adamın ağzında sen varsın! Ve başkalarının dilinde dolaşıyorsun!

Bırak ne yaşadıysan, ne yaptıysan, sende kalsın! Çünkü kimse dert babası değil, çünkü kimse Marko Paşa değil günümüzde.

Söylemeyeceksin, anlatmayacaksın. Çünkü çiğ sütten kaymak, sevgili Mehmet Kanbur’un dediği gibi de, her etten kebap olmaz!

Çünkü memleket puşt dolu!