Dünyanın bir ucundan, Avrupa’nın dört bir yanından gelmişler, Adana’daki ‘Portakal Çiçeği Festivali’ni izlemeye. Pandemi dememişler, deprem dememişler, geleneklerini sürdürme adına, insanları sosyalleştirme, coşturma, farkındalık yaratma adına şehrin meydanını festival alanı haline getirmişler. Milyonlarca insan Adana'ya akmış.

Eğlenmiş insanlar.

Biz ne yapmışız senelerdir, birbirimizin kuyusunu kazmaktan, kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan (sonra da bütün kabahati mermiye yükledik, iyi mi?) bindiğimiz dalı kesmekten dondurma festivali yapmak aklımıza bile gelmedi.

Bir araya gelemeyen sektör temsilcilerine kimse ağabeylik, büyüklük, ustalık, rehberlik ve önderlik de yapmayınca, belediyelerde bu meselede kayıtsız kalınca, dondurmanın başkenti festivalsiz yaşayıp gidiyor işte.

Nasıl yaşıyorsa, nasıl eğleniyorlarsa, nasıl sosyalleşiyor, nasıl birlik ve beraberlik mesajları veriyorlarsa artık!

*

Ha, bu arada siyasetçiler ne yapıyorlar derseniz, onlar günü kurtarma derdinde. Yeni rektör atanmış, haydin hayırlı olsuna gidelim, üniversiteye ayar verelim, bizim adamlarımıza boş yer varsa yer isteyelim, şu gazeteciyi aforoz edip toplantılara çağırmayalım, hatta telefon açarlarsa telefonlarına çıkmayalım. Bu mu?

Şehrin bir yığın sorunu var, hadi şehirden de vaz geçtim bir kalem, İzmir’te ot festivali yapılıyor, biz birbirimizi yeme gayreti içindeyiz. Ot kadar bile olamadık! Ama ot (fil devireni ile) atmasını biliyor, kullanınca da balgamı, tükürüğü yola, kaldırıma fırlatmayı maşallah, hamdolsun, çok şükür bunu beceriyoruz!!!

Siyasetçiler desen ayrı bir alem! Tek dertleri, tek telaşları Ankara’ya selam göndermek, bir bakan geldiğinde fotoğraf çektirmek, tribüne oynama diyorlar buna, fakat halkın arasına inmek gibi bir dertleri olmadığı için, sürekli olarak da vatandaşın tepkisi altındalar.

Vatandaş umurlarında mı, değil.

*

Kaç kez yazıldı, kaç kez konuşuldu, kaz kez yorumlandı tartışma programlarında, dondurmanın başkentiyiz, ağızımızı açtığımız zaman her gün şu kadar ton dondurma üretiyoruz, şu kadar ton dışarıya gönderiyoruz, şu kadar şehre döviz kazandırıyoruz.

Eeee, iyi ettiniz de, bir dondurma festivali yapmaktan niye bu kadar acizsiniz!

*

Adam öteki mahallede iken her gün mekanın sahibine hakaret etmiş, söylemediğini bırakmamış, içindekileri kusmaktan geri kalmamış, bunları da sosyal medya hesabında paylaşmış, (iyi de etmişti o zamanlar) sonra da ‘süllümden endim, sözümden döndüm!’ diyerek yeni mahalleye taşınsa bile, eski yazdıklarını sosyal medyadaki hesabından silmemiş, iyi mi?

Hay sevsinler senin siyasetini, sevsinler senin dava adamlığını, sevsinler senin samimiyetini.

*

Gene bayramlık ağzımı açtırdınız, dondurma ile devam edelim. Adana da pandemi yaşadı, deprem de gördü. Fakat adamlar etkinlikten, festivalden geri kalmıyorlar.

Bizde her sene Ağustos ayında KAFUM’da fuar var bereket versin, bir ay. Vatandaş akşamları gidiyor, alış-verişini yapıyor, eğleniyor, gününü gün ediyor, o kadar. Fırat Görgel olmasa onu da göremeyeceğiz ya, neyse…

Bu meselede büyükler abilik, öncülük yapmak zorundalar. Ha, büyük abilerin bu tür etkinliğe, festivale ihtiyacı var mı derseniz, bunu onlara sorun!

Bu şehrin çok şeye ihtiyacı var, bunlardan biri de sosyalleşmek, eğlenmek, yaşadıkları acı travmaları atlatmak, içtikleri acı suları tatlıya çevirmek.

Şehirlerin, şehrimizdeki marka tatların, firmaların, katma değer yaratmış ürünlerin tanıtımı için, ki dondurma da bunların başında gelir, tanıtımı için en büyük unsur iken, kimse elini taşın altına koymuyor, kayıtsızlık had safhada, dondurmanın başkenti hikayesi de uzayıp gidiyor.

Ama gel de bunu bizimkilere anlat!