Hikayeyi biliyorsunuz, muhtemelen de dinlemişsinizdir. Kayseri’de polis kayıtlarına geçmiş ibretlik bir olay. Ama sanki sadece bir hırsızlık hikâyesi değil, günümüz toplumunun da özeti gibi.
Hırsızın biri bir evin çatısına çıkar ve anten kablosunu keser. Ev sahibi televizyon izlerken yayın gidince biraz kurcalar…
Sonra da;
“Bozuldu herhalde…” deyip uyur. Ertesi gün adam işe gidince hırsız kapıyı çalar:
“Yenge, beni abi gönderdi. Televizyon bozukmuş, tamire götüreceğim.” der.
Saf kadın ne bilsin, Televizyonu verir. Adam akşam eve gelir, televizyon yerinde yok! Eşinden olanları duyunca adeta şok geçirir.
İkisi de nasıl kandırıldıklarına inanamaz.
Aradan birkaç gün geçer. Çift balkonda çay içerken kadın aşağıdan geçen birini görür:
“İşte o! Televizyonu çalan hırsız bu!” diye bağırır.
Adam pijamayla, yalınayak hırsızın peşine düşer.
Sokak sokak koşar ama yetişemez. Derken kapı çalar, Kapıda düzgün giyimli biri vardır:
“Ben polis memuru X. Beyiniz bir hırsızı yakaladı ama pantolonunu ve cüzdanını evde unutmuş. Onları almaya geldim.” der.
Kadın gururla koşar, pantolonu da cüzdanı da verir. 5 dakika sonra adam nefes nefese eve döner.
Kadın sevinç içinde sarılır: “Helal olsun sana bey! Bu yaşta nasıl yakaladın adamı?”
Adam sinirden köpürür: “Ne yakalaması hanım! Tazı gibi kaçtı şerefsiz!”
Kadın bir anda donar kalır. Kısık sesle sorar: “Eee… O zaman pantolonunu ve cüzdanını alan polis kimdi?” Adamın cevabı kısa olur: “Neeee! Yoksa onları da mı verdin?!”
*
Bazen mesele sadece kandırılmak değildir. Asıl mesele, sorgulamadan inanmak olabilir.
Sanki toplum olarak bugünümüzü anlatan bir hikâye gibi. Aman dikkat, dolandırıcılar sektör haline getirdi bu işi. Cep telefonlarınıza düşen her mesajı açmayın, her habere, yoruma beğeni atmayın.
Başınızı derde sokarsınız sonra!