Ve dalıp dalıp uzaklara gitmek.

Sitemizin yazarı, aynı zamanda da Dulkadiroğlu Belediye Başkanı sayın Mehmet Akpınar, bugünlerde birçok sitede çıkan ve çok okunan köşe yazısında, ‘Gecenin 4’ünde uyanık kalabilmek’ başlığı altında şehrin sustuğunu, evlerin karanlığa gömüldüğünü, telefonların sessizliğe çekildiğini, insanların uykunun en derin yerinde olduğunu ve insanın o vakitte bir anda uyanarak bir bardak su içmek için, lavaboya gitmek için, belki birkaç dakika sonra yeniden uyumak istediğini, buna rağmen bazen yeniden uykuların tutmadığını şiir tadında yazınca, ‘dur, başkana bir cevap vereyim’ dedim, yazısına nazire yaparcasına…

*

Yalnız kıskanmaya başladım. Ne oluyor öyle, her gün yazılar, notlar, yorumlar…

Sevgili Hakan Dereli ve Başkanım Mehmet Akpınar mesleği elimizden alacaklar diye korkuyorum. Yoksa bize ekmek yedirmemeye mi and içtiler, sanmıyorum ama yine de içimde bir kuşku yok değil.

Şaka tabi. Ki bu dostlarım öyle bir niyeti yok zaten. Sadece anlık, günlük duygularını, içlerinden geçeni paylaşıyorlar, o kadar. Faydalı da oluyorlar haklarını teslim etmem gerekirse.

*

Başkan Mehmet Akpınar, gecenin 4’üne kadar niye uyumaz?

Bir fikir, bir düşünce adamı Başkan Akpınar. Kendi ifadesiyle milletin halini, Gazze’yi, Suriye’yi, dağılan aileleri, kimliksiz büyüyen gençleri, inancını kaybeden nesilleri, Müslümanların ne hale düştüğünü, sonra da tarih içinden geçen yüzleri düşünmekten uyku tutmadığı beli.

Başkan Akpınar bir toplum mühendisi, gündem adamı.

Hassasiyet sahibi, topluma, sorumlu olduğu içesine karşı hassasiyet taşıyan bir yerel yönetici, dava adamı.

*

Tabi yazısında çok önemli tespitler, mesajlar var;

Gecenin karanlığında insan rol yapmazmış, gösterişten uzak dururmuş, orada insanların gerçekten kimse onunla bununla uğraşmaz, kendi kaderiyle, kendi gerçekleriyle, kendi dertleri ile baş başa kalırmış. Nefsi ile bir yüzleşme-hesaplaşma vakti muhtemelen.

Sözünü ettiği o saatlerde makamlar susar, alkışlar biter, kalabalıklar dağılır ve sadece kul ile Allah arasında kalan o vakitlerin kıymetli olduğuna işaret eder sevgili Akpınar.

Ve samimiyet biraz da burada ortaya çıkarmış, herkes uyurken bir insan hâlâ ümmetin dertleriyle dertlenir, hâlâ gençliğin geleceğini düşünür, hâlâ ‘bu millet yeniden nasıl ayağa kalkar?’ diye iç geçiren kimselerin içinden geçenler aslında sıradan bir düşünce iklimi değilken, başkan gecenin üçünde, sigara içiyor mu bilmem de, elinde kalem notlar alıyordur, ilçesini, ekibini, yaptıklarını, yapacaklarını düşünüyordur muhtemelen.

*

Dedim ya, yazı şiir tadında, lezzetinde. Birkaç kez okudum ısrarla. Onun bu uykusuz halleri, ilçesini, halkını düşünmesi, bir sevdaya dönüşmüş. İdeal sahibi insanların sadece kendisi için yaşamayıp, onların bir çağın yükünü taşıdıklarını, tarih boyunca hakikat yolunda yürüyen bütün insanların ortak noktasının, herkes uyanıkken uyanık kalabilmesini tarif edecek, anlatacak bundan daha güze bir yazı olamazdı.

O, kendi ifadesiyle yaşadığı çağı, sorumlu olduğu ilçesini değiştirmeye-dönüştürmeye çalışıyor ve kendini bu meseleye adamış.

Yolu ve bahtı açık olsun!