Ve adalet de mülkün temeli. Başlıktaki veciz söz Bertolt Brecht’e ait. Ve o ekmeği pişirecek olanın ta kendisi başta halk, sonra adli camiadır. Yani savcılarımız, hakimlerimiz ve adliye çalışanları. Onlara güveniyoruz. Çünkü güven olmadan ne siyaset ayakta kalır, ne adalet, ne de ekmek.
Demokrasi de hakeza.
Bugün ülkemizde bazı kesimlere olan güven irtifa kaybettiyse de, bunda en çok kimin payı var, bu tartışılır. Enine boyuna… Ki bir güven krizinin yaşandığı kesin de, devlet ile toplum arasındaki güven sözleşmesinin bütün maddeleri insanlık için. Kişi kendini güvende hissediyorsa, devlet de, adli camia da güvende demektir.
*
Oktay Akbal’ın ‘Önce ekmekler bozuldu’ isimli bir roman var. Ekmekler bozulursa, adalet de tartışma alanına girmiş demektir. İçinde beyazlatıcı benzolin maddesi olursa, hamur küflenmiş undan yoğurulursa, mayası kıvamında atılmadıysa karıştırma kazanına, o ekmek mideye sıkıntı verir.
Hele bir de pişiren usta değilse, bir tarafını pişirip, bir tarafını pişmemiş haliyle fırıncı küreğiyle çıkartıp müşteriye satıyorsa, o fırında da sıkıntı var demektir ki, vatandaşın o fırınla ilişkisini kesmesi çok fazla zamana almayacaktır!
*
Ekmek adalet olduğuna göre, ekmekleri telef etmemeli, çöpe atmamalıyız. Günümüzde ekmek israfı adalet israfıyla eşdeğerde görülürse, sevinen çöplük, üzülen fırıncı olur. Ekmeği israf etmemek gerekiyor. Biliyorsunuz, tarım ülkesi Türkiye buğdayı Ukrayna’dan ithal ediyor.
Az söyledim, siz çok anlayın! Anlaştık mı?
Hamur un’dan, mesele bundan ibaret!
*
Cumhuriyet Başsavcımız sayın Ramazan Murat Tiryaki şahsında, tüm savcılarımıza, hakimlerimize selam olsun!