“Başkanım, partimizin falan büyüğü geliyor! Şu saatte havaalanında olman gerekiyor!”

Gideceksin, mecburen. “İşim var, müsait değilim!” deme şansın yok!

“Başkanım partide toplantı var, bekliyoruz!”

Mazeret kabul edilmez. “Yahu bensiz yapsanız, zamanım yok!” diyemezsin.

“Başkanım, falan mesele için, feşmekan müsteşarla görüşülecek, yarın hareket ediyoruz, bilgin olsun!” talimatı geldiğinde ‘fessüphanallah’ çekme fırsatın olmayacak! Ya gideceksin, ya gideceksin!

*

“Başkanım, bizim bir arkadaşımız var, iyi çocuktur, daha yeni evlendi, ona belediyede bir iş ayarlasan!”

Ne, iş mi? Yakanı bırakamayacaklar. “Valla her taraf dolu, boş masa yok, kadroyu zaten biz göreve gelince şişirdik balon gibi, ileride baksak olur mu?” gibi sığınacağın bir mazeret şansı tanımayacaklar. Ya alacaksın, ya alacaksın! Kaçış yok. Emir böyle, ferman geldi, geri dönüşü yok bu işin!

Attığın her adıma müdahale edecekler, kadro ile oynayacaklar, içeriye kendi adamlarını koymak için kapıyı açık bırakmanı isteyecekler.

Hadi, ‘yok’ de göreyim!

*

Zaman yetmeyecek sana. Evi barkı bile unutabilirsin, belki bağına, köy evine bile gitme şansın, imkanın olmayacak. Ne eşine, ne dostuna, ne akrabalarına ayıracak zamanın olacak. Belki yatağı yorganı alıp belediyeye postu sereceksin. Kim bilir, makam odanda bile yattığın günler olacak.

Aldığın, alacağın kararlara bile müdahale edilecek. “Bize niye danışmadın, niye sormadın!” diyecekler.

Söylenenler, gelip gidenler yoracak en çok.

Olacak çünkü geç vakte kadar çalıştın, o geldi karşıladın, beriki geldi ağırladın, şu geldi iki ayak da ödünç alıp koşa koşa yanına gittin, Ankara zaten Çarşıbaşı yolu, gel git bitmez mübarek.

Ne yapsak, ne etsek, Maraş’ı Ankara ile değiştirip başkent yapılması için büyüklere ricada mı bulunsak, ya da büyük alimlerin, hocaların mezarlarına gidip çapıt mı bağlasak, dilek mi dilesek?

*

"Boğulacaksan büyük denizde, büyük sularda boğul” dedikleri için geldin bu mahalleye de, bak, kapı komşun bile sana sırtını çevirmeye başladı, surat asıyor sürekli. Ekmeğine, sofrasına göz mü diktin ne yaptın öyle de, kaş çatıyor, selam bile vermiyor sana.

O eski rüzgarlar da kalmadı zaten. Eee, kendini sorgulamaya zaman da bulamadın, “Gel” dideler koşa koşa gittin. Mahallenin bakkalı, muhtarı sana dediler o kadar, “Gitme, kal burada. İtibarın sıfıra düşecek, bizim mahallenin nesini beğenmedin de öteki tarafa taşındın!” diye kahır edecekler, sitemde bulunacaklar!

*

Oysa eski mahallende ne kadar rahattın, tek başına kahramandın. Karışanın ok, görüşenin yoktu, kendi iradenle hareket edip, bir tek hesabı Önce Allah’a sonra genel merkeze veriyordun. Şimdi yedi kocalı Hürmüz’e döndün işte!

Yattığına karışırlar, içtiğine müdahale ederler, izin almadan bakkala bile göndermeyecekler.

“Keşke iki ölçüp bir biçseydim, keşke mahalleyi terk etmeseydim, rahatım ve huzurum kaçtı, şimdi ne yapacağım ben!” diye kara kara düşünmenin faydası da yok artık. Kendin ettin, kendin buldun! son pişmanlık fayda etmeyecek!

Oysa sana söylemiş, uyarmışlardı. Dinlemedin, kendi kafana gittin, dikine dikine hareket ettin! Biraz da senden küçüklerin, abilerinin lafını dinlemedin.

Bedelini de ödeyeceksin mecburen. Yoksa faizi ile geri alırlar!

*

Göreceksin, zamanla yararı olmayacağını bile bile pişman dahi olacaksın ama iş işten, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak!