Günlük hayatta çok rastlarsınız bu beylik ve kısa cümleye. Bir talebiniz olur herhangi yerden, şahıstan veya kurumdan, muhatabın da tanıdıktır bir şekilde, başlıktaki kısa cümleyi dayar alnının çarına, ’Ayıp ettin ha, meraklanma sen, o iş bende!’
Tabi merak etsen de bir süre, o ayaktan paça olmamıştır. Başından savmıştır seni, hatta adam yerine konulduğunu zannedersin de, geçiştirmiştir arkadaş.
Belki de farkındasın veya değilsin, dalga geçmiştir seninle, oyalama taktiği gütmüştür arkadaş.
*
Bir hastan var örneğin, Ankara’ya götürmen gerek. Bilmiyorsun ne, nerede… Arıyorsun inandığın, güvendiğin, sana yardımcı olacağını düşündüğün arkadaşını, "Durum böyleyken böyle, gelmem lazım, bize şu hastaneden bir randevu ayarlar mısın?”
Abooooo! O nasıl söz öyle! Tabi ki ayarlarım, emrin olur senin, dükkan senin yahu!
Çıkarsın yola, varırsın başkente. Ararsın arkadaşını, (her kimse artık) telefona çıkmaz, ısrar edersin, bakmaz. Sonra başının çaresine bakarsın! Ya bir taksiye atlar gidersin, ya da halk otobüslerine. Ama gidersin hastaneye de, o çok inandığın, güvendiğin arkadaşının kazığını yediğini çıktıktan sonra anlarsın!
Varınca adamın zamanını çalacaksın, yemek ve otel için üzerine yatacaksın! Çekilir gibi değil senin derdin be koçum! Rahat bırak adamı.
*
Hadi diyelim bir siyasetçiye işin düştü! Düşmez olaydı…
Dedin ki, Maraş’taki teşkilat başkanına (dikkat edin, burada parti marti yok- genel) dedin ki; “Başkanım, siyasette bilinen birisisin. Benim kız biliyorsun üniversite bitirdi, doktora bile yaptı, yabancı dili süper! Şuna bir iş ayarlasan!..”
Siyasetçi uyanık, anasının gözü! “Vay be, demek büyüdü senin veled ha, tabi canım, senin evladın benim evladım demek, merak etme sen, o iş bende. Hallederiz!” kim bilir, adı belki de Kadir'dir.
Bilgilerini verirsin, “Aman ha, gözünü seveyim sayın partili dost, sana güveniyorum, beni mahcup etme aileme, çocuğuma karşı”
Ayıp olacak, mahcup olacak ne var canım. Söz verdi bir kere bay siyasetçi. “Tamam, merak etme!” dedi, arkasından “O iş bende, hallederiz!” diye bastıra bastıra da güvence verdi.
Sonra kış uykusundan uyanır gibi uyanıyorsun, arkadaşının bir şey yaptığı yok, senin için kılını bile kıpırdatmamıştır. Çünkü edindiği bilgi notlarını daha telefonu suratın kapatmadan çöpe atmıştır bile.
Siyasetçi ya!
*
Memlekette başkandan çok ne var, tesbihini sallasan başkana değecek! Yakaladın bir yerde, dedin ki; "Ya başkanım, benim oğlan kaç senedir atama bekliyor. Biliyorsun okulu da bitirdi, bir baltaya sap olamadı daha. Senin bakanlıklarda tanıdığın var, bir işi olsa hemen düğün yapıp evereceğim de, yok. Ataması için falan bakan ile bir görüşsen de şu işi halletsen! Altında kalmam valla!..”
Aboooo, bundan kolay ne var birader. “Bak ayıp ettin şimdi. Şu bakanlıkta hatırlı dostlarım var, telefon ederim, ya da selam gönderir, senin çocuğun atamasını yaptırırım. Merak etme sen, o iş bende!”
Söz verdi bir kere. Söz vermek öpücük vermeye benzemez! “Hay Allah razı olsun, bak sana güveniyorum ha!”
“Güven bana, gerisini merak etme sen!”
Hay diline sağlık. Yahu şu dünyada ne iyi insanlar var! Yakalasan bağrına basasın geliyor, değil mi?
Ve, fakat, lakin, mamafih… Bekliyorsun da nafile… Senin evladın atamasıyla ilgilenmemiştir ama o an sana güven vermiş, garanti vermiştir. Sen de inandın, sonra da sap gibi ortada kaldın işte!
*
“Ya Başkanım, şey. Biliyorsun belediyede meclis üyesiyim. Bizim evin üst tarafından yol geçecek, oraları bakirdi, imara açılacak. Yolu benim evin önünden geçirsen, hı… Olmaz mı?”
Dediğin şeye bak şeker kardeşim. Niye olmasın!
Eh, başkan da senin takımdan, senin partiden, “Bakarız çaresine, merak etme sen! O iş bende! Ne de olsa aynı köydeniz, akrabayız da üstelik. Hadi hayırlı olsun!”
İşi bağladın haydi, gözün aydın. Garanti verdi çünkü arkadaşın, hısımın.
Ama bir müddet sonra bakıyorsun, yol senin evden kilometrelerce uzaktan geçiyor.
Sap gibi kalıyorsun orta yerde! Memleket ’Hallederiz Kadir' ile dolu çünkü!
Hay senin partinin de, tuttuğun takımın da…