Bizim Türk milleti kaçak köçek işleri sever ve bayılır. Eh, siyaset, yerel yönetim ve bürokrasi de buna çanak tutunca, “Dokunmayın çocuklar, o bizim partinin adamı” diye göz yumunca, senelerdir boşuna uğraştık, boşuna çene çaldık, boşuna kalem ve nefes tükettik.
Seçim zamanı sırf üç beş oy uğruna kaçak yapılara göz yumulurken, imar barışı, imar affı bu fırsatçıların önünü açtı, fırsatçılar her zaman olduğu gibi yine bildiklerini okudular, “Nasıl olsa arkamızda dağ gibi partimiz var!” dediler, parası ve bankada dövizi bol kimselerde Ahırdağı’nı Kel Ali’nin bağına çevirdiler, talan ettiler.
Zaten seçim önceleri de seçilmiş başkanlar büyük büyük demeçler verirler, hem de kocaman harflerle, "Kaçak yapıya geçit veremeyeceğiz, kim yaparsa yapsın, kimden gelirse gelsin anasını ağlatırız, diz çöktürür, yakarız, yıkarız!" diye martaval okudular, estiler, gürlediler, hikâye anlattılar.
Ve bunun da meyvesini yiyip seçildiler, koltuklara oturdular.
*
Daha dün yaşandı, bütün şehir ayağa kalktı. Siyasiler karıştı işe, gazeteciler sağ olsunlar ellerinden geldikleri kadar bu hukuksuzluğa, bu adaletsizliğe isyan ettiler, yazılar ayazdılar.
Ellerine sağlık. Benim çok sevdiğim Serdar Bursalı da bunlardan biriydi, bakın o ne yazmış, kime isyan etmiş! Yazının başlığı da kendisine ait zaten.
*
“Kahramanmaraş’ta “kaçak” yapılar sadece tarım arazilerinde mi? Ohooo daha neler neler var.
“Tarım arazisine kaçak yapıya yıkım kararı çıktı” hepimiz ellerimizi hah sonunda dedik.
Doğrudur dedik. Tarım toprağı kutsaldır. Domatesin, biberin, buğdayın yatağına villa diken bedelini ödesin. Geçici barakayı saraya çevirene göz yumulmasın.
Ahır Dağı’na dikilen o kaçak saraylar ne olacak?
Şehri tepeden izleyen oksijen deposu ormanların bağrına saplanan o villalar ruhsatlı mı?
Kuzey Çevre rant yolunun etrafını yanına yönüne çökenlerin akıbetini de merak ediyorum.
Kılavuzlu Barajı’nın etrafını örümcek ağı gibi saran mantar yapılar imarlı mı?
Fabrikasının içine şato konduran ağanın projesi hangi belediye meclisinden geçti?
Yoksa imar, ihale, ruhsat sadece garibanın barakasına mı lazım?
Tarım arazisi bizim için can damarı koruyalım ama Ormanlarımızı da en az onlar kadar koruyalım!
Garibanın yaptığı yapıya indireceğiniz kepçe diğerlerini de mutlaka ziyaret etmeli.
Ahır Dağı’nın sırtına kondurulan 3 katlı, havuzlu, kameralı malikânenin önüne bırak kepçeyi, zabıta bile yanaşamıyor.
Neden? Çünkü sahipleri belli, etrafı kapalı.
Değer dediğin, ormanı kesince değer mi oluyor?
Belediyenin özel asfaltı da cabası!
Garibanın köy yoluna mıcır dökülmeden, o villacıkların kapısına kadar sıfır asfalt serildi. Şimdi o villacıklar ne olacak?
Yüce Mevlam günah yazar mı bilmem ama, kul hakkı yazdığı kesin!
Depremden beri bağırıyorum: Kaçak yapı cinayettir.
Baraj kenarında da cinayettir, Ahır Dağı’nda da cinayettir, ismini bilmediğim köyde de cinayettir.
Bu şehirde çifte standartla imar düzelmez.
Hepsini yıkacaksın, düzen nizam her yerde şart.
Ortası yok. “Zenginin kaçak villasına peyzaj, fakirin kaçak damına yıkım” dersen, bu milletin adalet terazisi kırılır.
Terazi kırılınca da öfke birikir.
*
Son söz:
Kaçak yapıya karşıyım. Dün de karşıydım, bugün de karşıyım, yarın da karşı olacağım.
Ama adaletin kepçesi Ahır Dağı’na çıkmıyorsa, Kılavuzlu’ya uğramıyorsa, fabrika bahçesindeki şatoyu görmüyorsa…
Kusura bakmayın, o yıkım kimine ceza kimime ödül demektir. Çünkü alkış, sadece eşitlik varsa hak edilir.”