Emanet değilse ağlar, hem de hıçkıra hıçkıra. Hem de yüreği parçalanana kadar. Hem de öyle bir ağlar ki o yürek, ki sevmiştir, ki emanet değil, inanarak, güvenerek vermiştir, “Al, bu kalp senin, sende kalsın!” demiştir. Lakin kırılınca, fakat inancını yitirince oturup hüngür hüngür ağlayan kalpleri ve onun sahiplerini gördük.
Bu başlıktaki bir yazıyı, çok sevdiğim, emanet değil, tapusunu verdiği yüreğinden gelen sesle söylemişti, “Kalbim ağladı” dedi.
Kırılmışsa, incinmişse, o kalp ile o kalbin sahibi de haklı olarak ağlamıştır.
*
Hadi bir soru. Bir kalp ne zaman ağlar? Ağlaması için bir sebep, bir kriter, bir neden olabilir mi diye sorarken, cevabının da “Kırılan, incinen kalbin ağlamaması mümkün mü?” dediğinizi duyar gibiyim.
Siz siz olun, özellikle sevdiklerinizin kalbini kırmamaya bakın. Kırılan ve ağlayan kalbin tarifi çok ama tamiri yok. Kırdığınız kalp sizi sevdiklerinizden uzaklaştırırken, ağlayana bir kalbin gözyaşları insanı boğar bile.
*
Zamanla insanların stresli, sıkıntılı anları, günleri olabiliyor. Ama bu onları unutmak, ihmal etmek anlamına gelmesin! Mazeretiniz olsa bile kaba sözler veya kırıcı davranışlar, hatta telefonlara çıkmamak, mesajlara cevap vermemek yüzünden bir başkasını manevi olarak incitmek, küstürecek kadar üzmek ve gücendirmek, nihayetinde ağlayan bir kalbin hıçkırık sesleri…
*
Maneviyatı zedeleyen ve insan ilişkilerini kopma noktasına getiren kalp kırılmasına ve hatta ağlamasına kadar varan süreçte, ağlayan kalbi susturmanın ne kadar zor ve güç olduğunu sevenlere hatırlatmakta fayda var.
*
Dostlarınızı kıracağınıza, emanet verdiğiniz o kalbe sahiplenmeye bakın. Kırdığınız o kalbi susturmanın ne demek olduğunu en çok kalbi kırılanlar bilir.
Ağlayan bir kalbe girebilmek de dünyanın en zor meselesi.