Biliyorum yani. Kaçın kurrasıyım, hatırlatırım!
Ben güttüğüm domuzun huyunu bilmez miyim?
Bir kere, şu 7 rakamının tılsımını çözemedim, dünyanın 7 harikası var, dünya 7 kıtadan ibaret, 7 kat yerin altı coğrafyasına bir anlam veremedim, Türkiye 7 bölgeye sahip, hayatımızı canlandıran renk sayısı 7, hepimiz de birbirimizin 7 sülalesini tanıyoruz, 7 düvele meydan okuyan bir imparatorluğun torunlarını tabi ki anlarım, 7 dağın efesi hikayesini de okuduk, bu şehirde yaşayan 7’den 70’e herkesi tanıyoruz da, bu sırrı, bu tılsımı çözecek bir bilim adamı dünyaya geldi mi, onu çözemedim işte.
*
Bir kere bir insanın 7 sülalesi nereden geliyor. Olsa olsa 2’dir, bir ana tarafı, bir de baba tarafı. Hadi buna dedeleri de ilave edelim de, 7 nereden çıktı? Valla kimin nereden çıktığını tartışacak halim yok da, gerçek olan şu, biz kırk kişiyiz, birbirimizi çok iyi tanıyoruz.
*
Kişi, her kim olursa olsun, önce haddini bilecek! Ne oldum delisi olmayacak! Dağdan gelip bağdakini kovmayacak! Her topa girmeyecek! Ekmek yediği çanağa pislemeyecek!
Oturup kalkmasını bilecek! Ağzından çıkanı kulağı duyacak, yeri ve zamanı geldiğinde dilini depesine çekmesini bilecek, ulu orta doğru da olsa her şeyi her yerde konuşmayacak!
Sonra dün aç karnına söylediklerini bugün tok karnına yedirirler sana!
Detaylar ayrıntıda gizli diyoruz ya, ayrıntılı yazacak olursam…
Bir şarkı var, ‘neydi, ne oldu halim…’
Demem o ki; açma kutuyu, söyletme kötüyü! Benim bayramlık ağzımı açtırırsan, seni duman ederim!