Patronum "nazar" ile yorumlasa, "üzerinde göz var" dese de, şu son 20 gündür yakama tebelleş, başıma musallat olmayan hadise kalmadı. Rahatsızlık günah gibi çöktü bedenime. Tedavi, sabır, ailemin ve dostların duası ile şimdi çok şükür, iyiyim ve tekrar ekmeğimin peşinde, işimin başındayım.
Fakat itiraf etmeliyim, ata yurdu Engizek Köyü ve o güzelim havası iyi geldi, kendimi toparladım ve huzur buldum.
Bir de köyün zirvesindeki dağın bayrağı küçüktü, eskimiş, yıpranmıştı, patronumun desteği ile inşallah o kırmızı-beyaz gururumuzu, al bayrağımızı değiştirip, zirveye kendi ellerimle direğe takacağım!
*
Bayram geride kaldı, kendi gündemimize döndük. Ama gerçeklerden de kaçamıyoruz. Kendisi ile barışık olmayıp kişisel karakteri ve yaşam tarzından ötürü kendisi ile kavgalı olanları bir tarafa bırakıyorum, kimi kendisi ile, kimi çevresi ile, kimi kurumlarla kavgalı. Tartışmayı, kavgayı alışkanlık haline getiren toplum, ne azık ki ‘seyirci etkisi’ durumları yaşıyor.
Kalabalık içinde insanlar çoğu zaman müdahale etmiyor çünkü herkes bir başkasının harekete geçmesini bekliyor. Bu yüzden bazen tek bir kişinin sessizliği, bütün grubun sessizliğine dönüşüyor.
*
Acımasız hayat akışı içinde haksızlık yakamızı bırakmıyor. Dikkat ediyorum, hak etmeyen insanlar hak etmedikleri yerlerdeler. İş, güç, para, makam, koltuk ve etiket. Haksızlık, iş hayatında adaletsizlik her yerde. Aslında insanlar haksızlığa yalnızca vicdanla değil, kendi konumlarını koruma içgüdüsüyle de tepki verebiliyor.
Çünkü haksızlık sadece mağdura zarar vermez. Görmezden gelindikçe toplumdaki güven duygusunu çürütür. İnsanların birbirine olan inancını azaltır.
Ve bir toplumda insanlar “bugün ona, yarın bana” düşüncesini kaybettiğinde, adalet duygusu yavaş yavaş yerini korkuya bırakır.
*
Haksızlığa uğradığını düşünen bazı insanlar hemen tepki verir. Sesini yükseltir, kavga eder, hakkını savunur.
Bazıları ise susar. Özellikle çocukluktan itibaren “idare et”, “büyüklük sende kalsın”, “aman sorun çıkmasın” gibi cümlelerle büyüyen insanlar çoğu zaman öfkesini içine atmayı öğrenir. Bastırılmış öfke zamanla insanın ruh hâlini, bedenini ve ilişkilerini değiştirmeye başlar.
Çünkü sürekli yutulan öfke insanın saygısını önce başkalarına, sonra kendisine karşı azaltır. Kişi sustukça kendi gözünde küçülmeye başlar. “Kendimi koruyamadım” düşüncesi zamanla derin bir değersizlik hissine dönüşür.
*
İnsanlar sessiz kalmanın bir sabır göstergesi, önemli bir erdem olduğu düşünse de, adaletsizliği sindirmeye çalışmanın vücut üzerinde ağır bir maliyeti vardır. Psikolojide buna “yutulmuş öfke” deniyor.
İfade edilemeyen öfke bedene yönelir. Mide yanmaları, kronik baş ağrıları, cilt döküntüleri ve uyku bozukluklarının altında genellikle söylenmemiş sözler yatar.
Bir kere daha cümlemizin geçmiş Kurban Bayramını kutluyorum!