Çölde, vahada su aramak gibi. Temmuz ayında yağmur beklemek gibi…

Arayın arayın, çok bulursunuz! Açtırmayın bayramlık ağzımı… Yahu, ne çabuk unuttunuz siyasetin beyefendisi sevgili Ahmet Özdemir’e yapılanı, ihaneti, ayak oyunlarını…

Yahu, son genel seçimlerde milletvekilliği sıralamasında, yani listede vardı, ağır abiler ‘hayır, istemezük’ dediler, üzerini çizdirdiler. Atamaya saatler kala, gece yarısı…

Hatırlayın, seneler önce, il başkanlığı ataması yapılacakken, beklenirken, hiçbir şey olmadıysa da bir şeyler oldu sanki, daha sabaha bile varmadan, gözünün içine bakıla bakıla görevden alınmıştı o güzel insan. Ama o gece yaptığı konuşma, okuduğu şiir, dillere destandı, o tarih de bir milat idi.

Ve onu bir gecede güya tarihe gömenler, unutmasınlar! Sizler, bugün var, yarın ömür boyu yoksunuz! Unutulup gideceksiniz.

Ne demiş büyükler; ‘Çalma el kapısını el ucuyla, çalarlar kapını var gücüyle!’

*

Siyaset bizim Türk filmi gibi. İçinde ne ararsan var; aşk, intikam, hırs, ihanet, aldatma, heyecan, alış-veriş, ticaret yani…

Bir insana ömrünü verirsin, hayatının her karesinde ona yer açarsın, sırtında taşırsın, geceni gündüzünü ona imkan tanırsın, fakat bir gün yorulduğunda, ‘in de iki soluklanayım, dinleneyim!’ dediğinde senden kötüsü yoktur.

Bilmem kimde vefa ara ama insanda asla!

*

Adam partisinden seçilmiştir, liderin sağ yanında yer almıştır, bağırıp çağırmıştır şuna buna, ona berikine, ulu orta konuşmuştur deli deli, dinler, ‘üstüne siyasetçi tanımam!’ dersin içinden-dışından, sadakatinden emin olursun da üstelik. Fakat bir gün bakarsın, bir yerden işaret almıştır, birileri ona yeşil ışık yakmıştır, ya da bir başka partiden göz süzmüşlerdir, ‘kusura bakmayın, bana oy verdiniz ama öteki mahalleden beni çağırıyorlar, hadi eyvallah!’ deyip gittiğinizde, aleyhinize söylenen o sözleri, tepkileri, küfürleri nereye koyacak, içinize nasıl sindireceksiniz!

*

Bir Fenerbahçeli’ye ‘Gel Galatasaray’lı ol, sana şu kadar para vereyim!’ de, üstündeki elbisesini satar, yine de takımını satmaz, ‘Ben sarı laciverte aşığım!’ der. Yenilse de, şampiyon olamasa da.

Aynı şeyi bir Galatasaraylı için düşün, fark etmez. O, takıma ruhunu, aşkını ve sevdasını veren, dünyayı bağışlasan, servet döksen önüne takımını satmaz, değiştirmez!

Taraftarda vefa ara, ama siyasetçide sakın ha, sakın! Hatta aramaya bile kalkışma, aklından bile geçirme, bulamazsın!

*

Onun eli işte gözü oynaşta misali, geleceğini düşünür, koltuğun tadına varmıştır, ballı lokma maaşı çok sevmiştir, ora olmazsa bura olsun der, ertesi günü gömlek değiştirir gibi parti değiştirmiştir.

Dersin; ‘Hani partini ve liderini seviyordun, ne çabuk karar verdin!’ diye sorduğunda, kekeleyip duracak, kelimeler boğazında düğümlenecek, ‘kusura bakamayın, söz verirken sarhoştum. Ben ne yaptığımı, ne dediğimi biliyor muyum, hatırlamıyorum bile!’ kıvamında kıvırmaya başlayacak dansöz gibi.

Pişkinlik, ikiyüzlülük parayla değilmiş!

Örneklerini çok gördük senelerdir. Yakın tarihte de…

*

Ne derseniz deyin, siyasetin beyefendisi Ahmet Özdemir onurlu, haysiyetli, ferasetli bir siyasetçi.

Ona bir gecede kazık atanlar, yoklar listesine alanlar utansın!

Aslında, bu meselede her zaman dile getirdiğim bir tekerleme var ama onu burada söylemeyeceğim. Çıngar çıkar yoksa!