Evet, kendi altyapın iflas etmiş, çevrende adım atılacak sağlıklı yol kalmamış, ayaklarını çemresen de kimse sana çizme vermiyor giy diye, eh, kamuoyunun beklediği olgunlukta, kalitede ve vizyonda bir yapıya da sahip değilsin ve çokları gibi siyaseti bilmeyebilirsin.
Aksini iddia etsen de vatandaş notunu daha mahalle değiştirirken vermişti bile. Siyaset bilmek zorunlu değil, ihtiyaç hiç değilken, insanlığı bilmek mecburiyetin var.
Kendi kafası, kendi iradesi ve kendi vicdanı ile barışık olmayıp, sürekli savaş halinde olan siyaset cahilleri, mutfaklar yangın yeri iken Hürmüz’ü konuşuyor, tartışıyor. Hani şu ‘7 kocalı Hürmüz’ var ya, o işte…
Planlamadan anlamazsın ama plan konusunda bayağı marifetlerin çıktı ortaya! Sen neymişsin be abi?
*
Cücük kadar aklınla, beyninle milletle dalga geçmeyi siyaset belledin ellaham! Bak, ne güzel esip gürlüyordun, fincancı katırlarını ürkütüyordun, kral çıplak bile diyebiliyordun, sanki enerji suyu içmiş gibi yerinde duramıyordun, ona sallıyor, berikine çemkiriyordun, eleştiri meselesinde atom karıncamız, sayın Ali Öztunç’u bile gölgede bırakmışken, ne oldu, ne değişti de öteki mahalleden bu mahalleye geldin.
Birileri kulağına bir şey mi fısıldadı, birileri ‘sen gel, gerisini hallederiz!’ diye umut mu verdi, birileri ‘hadi göreyim seni, git de şu memleketi kurtaran kahraman ol’ mu dedi de nişadır değmiş gibi bir yerine, rahat durduğun yoktu, şimdi süt dökmüş kediye döndün. Sus pus kesildin birader!
Sen böyle değildin oysa!
*
Burnumuzun dibinde bir savaş yaşanıyor. Sarı çıyan tuttu ekonomik zenginliklere sahip olacağım diye İran’a vurdu. Tabi şımarık çocuğu, lanetli toplum İsrail başlattı aslında bu savaşı.
Sen de bu şehrin dertleriyle dertlenmek dururken, kendinle, nefsinle savaşmak yerine, basını karşına aldın, asalında geldiğin mahalleyi de aldın da, hadi neyse…
Hakkında yazılan o eleştirileri, yediğin küfürleri, (nasıl sindirdiysen) hakaretleri kitaplaştırsak herhalde bir 10 cilt şaheser çıkar ortaya!
*
Evlerde, işyerlerinde buzdolaplarına bomba düşmüşken, bak millet geçen sene kiraz yiyemedi, rengini, kokusunu unutmuşken, senin ne yediğin beni, kimseyi ırgalamaz da, sebze-meyve fiyatlarına ‘mevsimsel’ kelimesini layık gördüler, hayat pahalı, vatandaş canından vazgeçti, mutfakla, buzdolabı ile kavgalı iken lojistik dediniz, küresel şartlar dediniz, anamızın adını sordunuz!
Ve sen bunlar yaşanırken, oturdun bir köşede çay içtin! Gerçi şimdiye kadar kimseye bir bardak çay ısmarladığını gören olmadı ama maşallah çay tiryakisi olduğunu da bilmiyorduk Allah canımı alsın!
*
Gelirken mahalleden ne bakkalı getirmişsin, ne postacıyı, ne manavı, ne kasabı, ne de işportacıyı.
Demek ki peşinden gidilecek adam değilmişsin! Kabul et!
Eh, butik siyaset senin kitabında olduğu için herhalde, sipsivri tek başına geliverdin. Niye geldiysen, kim davet ettiyse, kim ne dediyse artık!
Bak, millet ne kadar da tepkili. Domatesi al, bir gün koy güneşe göreceksin nasıl kızarıyor da, maşallah senin yüzünün kızardığını gören olmadı.