Gönüller sözle değil, hâlle fethedilir…

Bu hakikat dün de böyleydi, bugün de böyledir…

İnsan, kendisine konuşanı değil; kendisine dokunanı, kendisine örnek olanı takip eder.

İletişim kurmadan, gönül bağı oluşturmadan, bir insanın kalbine girmek mümkün değildir…

Bugün insanlık bir şey arıyor…

Konuşan değil, yaşayan insan arıyor.

Anlatan değil, temsil eden insan arıyor…

İslam dünyasının önünün açılması da tam burada düğümleniyor.

Çünkü mesele söz değil, hâl meselesidir…

*

Osmanlı’nın akıncıları vardı… Önden giden atlılar… Ama o atlıların çoğu aynı zamanda birer dervişti.

Kılıçtan önce ahlakla yürüyen, fetihden önce gönül kazanan insanlardı…

Bugün “derviş” denince akla sadece zikir halkaları geliyor.

Oysa derviş; az yiyen, az konuşan, az uyuyan, Allah yolunda mücadele eden, yaşantısıyla örnek olan insandı.

Derviş; sadece söyleyen değil, yaşayan mücahiddi…

*

Bosna’nın kapılarını açan da bu anlayıştı…

Sarı Saltuk Mostar’a gitti…

Dağın eteğine tekkesini kurdu…

Ama insanlara din anlatmadı…

Önce insan oldu…

Fakirleri doyurdu…

Hastalara koştu…

Bahçelerde imece yaptı…

Kimsesizlerin yanında durdu…

Ve sonra ne oldu?

*

Mostarlılar, onun anlattıklarına değil; yaşadıklarına baktı… Ve kalpleriyle İslam’a yöneldiler…

Gönüller böyle fethedildi…

Aynı hakikati sahabe hayatında da görürüz…

Tüfeyl bin Amr Mekke’ye giderken uyarılmıştı: “Sakın Muhammed’i dinleme!”

Kulaklarını tıkadı…

Ama kalbini tıkayamadı.

Düşündü: “Ben akıl sahibiyim. Dinlerim, doğruysa kabul ederim.”

Ve Muhammed ile karşılaştığında; sözlerinden önce ahlakını gördü, güler yüzünü gördü, tevazusunu gördü…

Ve iman etti…

*

Çünkü hakikat, sadece sözle değil; hâl ile tebliğ edilir…

Bugün bizim en büyük eksiğimiz de budur…

Kanunlarla insan terbiye edemeyiz…

Her kapıya bir polis diksek bile gönülleri koruyamayız…

Çünkü mesele dışarıda değil, içeridedir.

Kalplerdedir…

Eğer kalpler düzelmezse, hiçbir sistem toplumu kurtaramaz…

*

O hâlde yapılması gereken bellidir:

Elimize sahip olacağız…

Dilimize sahip olacağız…

Nefsimize sahip olacağız…

Merhametli olacağız…

Adil olacağız…

Doğru ve dürüst olacağız… Çünkü insanlar artık söz dinlemiyor…

İnsanlar hayatlara bakıyor…

*

Eğer bir fetih istiyorsak…

Eğer huzur istiyorsak…

Eğer Allah’ın rahmetinin bu topluma inmesini istiyorsak…

Önce kendimizi inşa edeceğiz… Çünkü gerçek fetih, toprakların değil, gönüllerin fethidir…