Ne yapmalı peki?

Susmalı mı insan?

Gördüğünü görmemiş, bildiğini bilmemiş gibi mi yapmalı?

Eğilmeli mi biraz?

Biraz susmalı, biraz katlanmalı.

Biraz da kendinden vermeli mi yükselmek uğruna?

İstemem!

Eksik olsun!

*

Bir sofraya yaklaşmak için şahsiyetinden eksiltmeli mi insan?

Bir kapı açılsın diye omurgasını mı bırakmalı eşiğe?

Bir makam uğruna vicdanını susturmalı mı?

İstemem!

Eksik olsun!

*

Birilerinin gözüne girmek için doğruları eğip bükmek mi?

Hakikati değil de alkışı tercih etmek mi?

Yüzüne başka, arkana başka konuşanlarla aynı masaya oturmak mı?

İstemem!

Eksik olsun!

*

Dün söylediğini bugün inkâr etmek mi?

Rüzgâr nereden eserse oraya dönmek mi?

Kalabalık ne diyorsa ona hak vermek mi?

Sırf yalnız kalmamak için yanlışın yanında saf tutmak mı?

İstemem!

Eksik olsun!

*

Bir menfaat uğruna susmak mı?

Bir çıkar uğruna dostluğu satmak mı?

İşine gelince kardeş, işi bitince yabancı olmak mı?

Sadakati dilde taşıyıp, ihaneti kalpte saklamak mı?

İstemem!

Eksik olsun!

*

Bir hakkı çiğneyip, yüzü gülene ödül vermek mi?

Hak etmeyeni hak edenden öne geçirmek mi?

Adaleti tanıdığa, vicdanı yakınlığa kurban etmek mi?

İstemem!

Eksik olsun!

*

Bir alkış eksik olsun!

Bir makam eksik olsun!

Bir dost eksik olsun!

Bir kalabalık eksik olsun!

Ama insanın kendisinden eksilmesin.

Çünkü bilirim!

İnsan bazen yalnız kalır,

Doğru söylediği için suçlanır.

Vefasızlık görür.

Nankörlük görür.

İftiraya uğrar, yanlış anlaşılır.

*

Ama yine de bilir ki;

Eğilen büyümez, sadece uzaktan büyük görünür.

Omurgasını kaybeden insanın gölgesi büyür belki.

Ama kendisi küçülür!

*

Ve ben…

Başımı eğerek yükseleceğime, başım dik yürümeyi tercih ederim!

Bir lokma eksik olsun, bir imkân eksik olsun, bir alkış eksik olsun!

Ama vicdan eksik olmasın!

Ama şeref eksik olmasın!

Ama adalet eksik olmasın!

*

Çünkü bazı kayıplar kazançtır, bazı yalnızlıklar izzettir.

Ve bazı insanlar vardır ki kalabalıkta kaybolmamak için yalnız yürürler.

Varsa hakkıyla olsun!

Varsa onuruyla olsun!

Yoksa…