Geçmişte, siyasetin ateşlendiği dönemlerde AK Partinin sloganı idi. Doğru adam da Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’dı.

‘Kulluktan şahsiyete…’ Başkan Mehmet Akpınar’ın yazısıydı. Alıntılar ve ilavelerle gündem oluşturma adına bu yazı çıktı ortaya.

Kabul edelim ki, bu can bize ait değildir; emanettir. Bu beden, bu akıl, bu kalp, bu mal, bu mülk, bu evler, bu makamlar. Hepsi emanet.

Dünya bir imtihan sahnesi diyoruz da, kendini siyasetin allamesi zanneden siyaset cahili kimseler, dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü düşünüyor. Kendini bulunmaz Hind kumaşı yerine koyuyor. ‘Suya da imza atarım, bulutların da üzerinde gezinirim!’ havasında.

*

İnsan bunu idrak ettiği anda, sonsuz hayat için hazırlık yapmaya başlar. Karakterini, şahsiyetini ve duruşunu bu bilinç üzerine inşa eder.

İşte o zaman, zalimlere boyun eğmez.

Kullara kulluk yapmaz.

Maddeye, makama, şöhrete ve geçici olana teslim olmaz.

Dünya nimetlerine ihtiyaç duyar ama onların esiri olmaz. Dünya onun emrinde olur; o dünyanın emrinde olmaz!

*

Bu bilinç Müslüman şahsiyetinde yerleştiği zaman, o Müslüman yalnızca kendisini değil, toplumu da ayağa kaldırır. Zulmün karşısında durabilir, kötülüğe meydan okuyabilir.

Çünkü Allah’ın istediği topluluk, şahsiyetli müminlerden oluşan bir topluluktur.

Kendisine hakkıyla kulluk eden, adaletle duran, doğruluktan sapmayan kullar.

Bu sözler, Müslüman şahsiyetinin tarifidir.

Bugün bu dünyanın ihtiyacı; Sloganlara değil şahsiyetlere… Konuşan değil, yaşayan insanlara.

Sözüyle özü bir olan, güvenilir, merhametli, çalışkan, fedakâr, takvalı ve adaletli müminlere.

*

Mehmet Güney’in dediği gibi: “İnsanların sözlere doyduğu bir çağda, insanlar hayatlarında örnek alabilecekleri şahsiyetler arıyor.”

Evet, bu çağın susadığı şey tam da budur:

Doğru insan, hangi şartta olursa olsun doğruluktan ayrılmayan insan. Kulluğunu şahsiyete dönüştürmüş insan.

Çünkü dünya, sözle değil; şahsiyetle değişir.