Baharın gelişini evimizde, yaşadığımız ortamda, bedenimizde hissediyoruz artık. Soğuk ve yağışlı havalar geride kalınca, ağaçların çiçek açmasıyla, küçük küçük meyve tomurcuklarının yapraklar arasında kendini göstermesiyle gelen baharın tadı başka.
Baharın gelişiyle birlikte o tanıdık mutluluk hissi yeniden yüreklerimize yerleşmeye hazırlanıyor.
Her ne kadar değişen mevsimler baharı bu yıl biraz geciktirmiş olsa da, tam 'Hah, işte sonunda güneş açtı!' dediğimizde ertesi gün kışa geri dönsek de biliyoruz ki uzun kışın çoğu gitti, azı kaldı.
Hatta tamamen bitti desek de yeridir, artık evlerimizde soba veya doğalgaz yanmaz oldu sanıyorum.
İnsan bahar aylarında huzur buluyor. Doğanın kış uykusundan uyandığı, toprağın taptaze bir nefes aldığı gün içindeyiz.
bir hatırlatma yapayım, Hıdırellez deyince aklıma bahar ve çiçekler geldi. yazar Esat Mahmut Karakurt'un kitabı, 'Erikler çiçek açtı' mutlaka okuyun derim, tavsiye ederim.
*
Kökenine, nereden nasıl geldiğine, şehir efsanelerine girmek istemiyorum. Senelerdir yazılır, konuşulur ki, artık herkes de ezberledi.
Yazar Pınar Elişen'in dediği gibi, darda kalanların yardımcısı Hızır ile denizlerin hâkimi İlyas’ın yeryüzünde buluştuğu gün olarak kabul edilen Hıdırellez, sadece mevsimsel bir dönüşüm değil, aynı zamanda ruhlarımızın da yeniden filizlendiği bir umut tazeleme zamanı, mevsimidir
*
Dilekler bu günlerde tutulur, her yıl aynı gece benzer dilekler, benzer beklentilerle aynı duygular paylaşılır Herkes bir şeylerin değişmesini ister. Daha çok para, daha iyi bir iş, daha huzurlu bir hayat, daha mutlu bir ilişki. Liste uzayıp gider.
Aslında Hıdırellez’de yapılan her ritüelin arkasında ince bir umut etme sanatı yatar.
Benim de bir dileğimi vardı, çok istemiştim, çok şükür oldu. Bir sitede, gazetede köşe yazarı oldum, kendimi daha da geliştirmeyi amaçlayan bu yolda kendimi daha güçlü, daha zinde hissetmeye başlayınca, içimdeki heyecan kasırgası daha hızlı esmeye başladı.
Gazeteci olma dileğim içimdeki Hıdırellez’in davetiydi sanki.
*
Akşamdan gül ağaçlarının altına çizilen o minik ev resimleri, yazılan sağlık ve huzur notları sadece kâğıt parçaları değildir. Onlar evrene gönderdiğimiz en içten mesajlardır.
Gül ağacının bereketi temsil etmesi, Hızır’ın dokunuşunun orada saklı olduğuna inanılması hem bu geceyi özel kılar hem de bu geleneği asırlardır yaşatır.
Evet, belki o dilek kâğıdı sizi zengin etmeyecektir ama bu tür ritüellerin önemli bir teselli gücü olduğunu kabul etmeliyiz.
Gece boyunca yanan ateşlerin üzerinden atlanırken aslında sadece odunların üzerinden değil, kışın yorgunluğunun, dertlerin ve kederin üzerinden de atlarız.
Sabahın ilk ışıklarıyla kapıların, pencerelerin ve hatta cüzdanların ağzının açık bırakılması ise içeriye dolacak olan Hızır bereketine bir davettir.
*
Hıdırellez, sadece birer gelenek değil, ruhumuzun “her şey daha güzel olacak” deme biçimidir.
Kolektif bir şekilde aynı gece iyiliğe ve güzelliğe odaklanmak, kalplerimizdeki umudu yeşertir ve bize yalnız olmadığımızı hatırlatır.
Bu ortak neşeyi paylaşmak yalnızlık hissini azaltır. Dünyanın bunca kederi içinde bir akşamlığına bile olsa 'güzel şeyler olabilir' diyebilmek, umutlarımızı canlandırır ve zihinsel bir direnç sağlar.
Hıdırellez bizlere, doğa her bahar nasıl büyük bir inatla yeniden yeşeriyorsa, insanın da her sabah yeniden başlayabileceğini hatırlatır.
*
Bize doğayı, güneşi, bulutları sevdiren, ruhumuzu okşayan Hıdırellez gibi gelenekler bizi doğanın döngüsüne bağlar, baharın enerjisini hissettirir. Bu heyecanın, mevsimin verdiği o anlık mutluluk ve toplumsal aidiyet duygusu ruhsal dayanıklılığımızı artırır.
Bu gece kâğıda hayallerinizi çizin ve bir gül ağacının altına gömün. Bu tatlı geleneğin size getireceği neşeyi reddetmeyin. Çünkü hayat kısa ve önümüze çıkardığı engeller bazen tahmin ettiğimizden daha zorlu ve acımasız.
Bu yüzden neşenizi kimsenin bozmasına izin vermeyin.
Hıdırellez’iniz kutlu olsun.