Diye başlayıp, ‘vefasız yıllara dargınım artık’ diye devam eden türküden kimi kast ettiğimi az sonra okuyacaksınız. Merhum Adnan Şenses söyledi belki zamanında, fakat günümüzde bu türküleri dilinden düşürmeyen insanların sayısı o kadar çok ki.
Tek başına mücadele veren, amansız ve zamansız sözde dostlarına, akrabalarına güvenip mücadeleden bitkin düşenlere de ‘yorgun savaşçı’ deniliyor günümüzde.
Eee, hayat yoruyor insanı. Dostum dediklerin yoruyor, aile içindekilere yoruyor, çevrendekiler, çalışanların yoruyor. Aile büyüğüm dediklerin bırak yormayı, hışını çıkartıyor amiyane tabirle.
Sonunda bitkin düşüyorsun, yenik düşüyorsun hayata! Ne kendine ayıracak zamanım oluyor, ne dostlarına, ne ailene…
Birileri o hakkı, o özgürlüğü alıyor elinden. Çalıyorlar.
*
Ekonominin geldiği nokta zaten belli. Sosyal yaşam, ailevi sorunlar, her geçen gün zorlaşan iş hayatı insanlara ‘hayat sen ne çabuk harcadın beni’ şarkısını söyletiyor.
Bir şarkı daha var ki, çok severim, dinlerim, en çok da merhum Zeki Müren’den. ‘Eski dostlar, eski dostlar…’
Dostum diyebileceğin, sırrını paylaşacağın, derdini dökebileceğin insan sayısı o kadar azaldı ki toplumda. Kime güvenip kime güvenemeyeceğini de bilemez haldeyiz.
Arkadaş çok, da dost dediklerimiz parmakla gösterilecek kadar az.
*
Hayatta hepimiz de bir mücadele içindeyiz, bir savaş veriyoruz. Kimimiz bir dilim ekmek için kimimiz bir koltuk için, kimimiz bir etiket-unvan için, kimimiz de siyasi ikbal peşinde koşturuyoruz.
Mücadele verirken bazen yalnız kaldığınızı düşünebilirsiniz. Yalnız olunca da hayat yoruyor işte.
Dayanacak gücünüz kalmıyor, enerjiniz tükeniyor, yarınlara dair beklentileriniz elinizin altından sabun gibi kayıp gidiyor, bir de bakmışsınız ki kimin için, kimler için verdiğiniz mücadelenin, kavganın sebebini ve sonucunu dahi tartışmadan, yorumlamadan saçlarınıza ak düşmüş, belinizde ağrılar başlamış, bir zamanlar çiçek açan umutlarınız solup sararmış.
*
Bir yandan hayat yorarken, biryandan da yediğiniz darbelerin şiddetiyle sarsılıyorsunuz. Bu darbeler ya çevrenizden geliyor, ya aile içinden, ya da en yakın bildiklerinizden.
Yanında çalıştırdıklarınızın attığı kazıkları, üstüne titrediğiniz sözde size sadık art niyetlilerin ihanetini unutmuyorsunuz, üstelik de bu darbeler, bu ihanetler, bu arkadan ve sırtından hançerlemeler, bu yıkımlar sizi çok sevdiğini, sizi çok takdir ettiğini söyleyenlerden geliyor.
Yani düşman uzakta değil.
Bazen de sizi sırtınızdan vuranların kim olduğunu bilemiyorsunuz da. Düşman aslında uzakta değil, içinizde, iki adım kadar yakın size, üstelik de sabah akşam konuştuğunuz kimseler belki.
*
Demem o ki, insanlar nankör, insanlar kalleş, insanlar iki yüzlü, insanlar riyakâr ve ‘yorgun savaşçı’ da olsanız yorulan, tükenen, biten, harap olan siz oluyorsunuz. Bazen ve çoğu zaman iyi niyetinizin bedelini, karşılığını ihanet olarak fatura ediyorlar size.
Sırtınızdan hançerlenirken, darbe yerken, vefayı, vefasızlığı bir kere daha hatırlıyorsunuz. Ama atı alan Üsküdar’ı geçiyor.
Bir de sizi kullandığını zanneden sözüm ona uyanıklardan, en çok da dostum dediklerinden geliyor darbe!
Zarar gören bir tek sen olsan yine iyi…
*
Not; Bilin bakalım, bu yazı kimin içindi?