‘3 çeyrekten 1 tam olmaz!’ başlıklı yazımın gördüğü ilgiden sonra, yine bir 3’lüden hareketle, bu kez içinde futbol, magazin, aşk, heyecan, macera olan alttaki gülümseten yazıyı sunuyorum size.

Tam bir Türk filmi…

*

Futboldan anlıyorsanız, çim sahalarda veya televizyonlarda maçlarını izliyorsanız daha ileri gidersem bir takımın fanatik taraftarı iseniz, bu kuralı az çok öğrenmiş olmalısınız.

Demem o ki, atak oynayan, galip gelmeyi kafasına koyan, 18 sahası içinde en çok görünen, kaleciyi zorlayan, defansı hallaç pamuğu gibi atan, her defasında topun kornere gitmesini sağlayan defansın yarattığı köşe atışlarının 3’ü art arda zuhur etmesi halinde eskiden penaltı verilirdi takım lehine.

Şimdi bu kural yok tabi. Zamanla kurallar da değişti zihniyetle birlikte.

*

Siyasetin de futboldan farkı yok. Bütün mesele kazanmak, bir üst lige çıkmak, elinde iyi futbolcun varsa gol kralı olması için bütün topları onda buluşturmak, sezon sonunda şampiyon olup kupalara kavuşmak ve gazetelerin spor sayfasını çarşaf çarşaf doldurmak…

Siyasetçi de atak olacak. Futbolcu gibi sahanın her köşesinde top kovalayacak, koşturacak, korner çekecek, penaltı atacak, çalım atacak, rakiplerine sahayı dar edecek, mümkünse gol yağmuruna tutup averajını düzeltecek.

Bunun için yapması gereken ne, siyasetçinin nalanını çarşı pazar olarak yorumlarsak, sahaya inmeyen, vatandaşın ayağına gidip derdiyle dertlenmeyen, kapıdan içeri girene burun kıvırmayan, bir çay ısmarlamayı bile düşünemeyen, halka rağmen siyaset yapılmayacağını öğrenemeyen siyasetçiden ne gol kralı olur, ne de takımı şampiyon!

Kupalar hayal.

*

Siyasetçi dediğini kimse, (Bakın burada parti marti yok, ne iktidar, ne muhalefet, kim üzerine alınıyorsa ona hayırlı olsun!) yedek kulübesinde sahaya girmeyi bekleyen futbolcu gibi durmayacak. Isınma hareketleri ile her zaman sahaya, alana çıkmaya hazır bekleyecek.

Vatandaşın şikâyetlerini, taleplerini dinleyecek. Not aldıracak. Aldıracak da, köşeyi döner dönmez aldırdığın notları yanındaki danışmanın çöp kutusuna da atmayacak. ‘Yok canım, daha neler!’ diyorsanız, kusura bakmayın, çok gördük, çok yaşadık bu alengirli oyunları.

Muhatabı, tabi anladınız vatandaş ile konuşurken cep telefonu ile vakit geçirtmeyip, gözünün içine baka-baka anlatacak ne varsa bildiği, söyleyeceği. Doğru ise tabi.

Adam alıp adam satmayacak. Başı kıçı oynamayacak! Akşamdan söz verdiğine sabah, ‘ede kusura bakma, söz verirken sarhoştum!’ demeyecek!

Net olacak!

Partiye, partinin ilkelerine, şahsının kırmızı çizgilerine, liderine karşı dürüst, sadık olacak!

Çıkarı için değil, memleketi için çalışacak.

Birisi bir vaatte bulundu diye, üç beş kuruş cebine koydu diye parti değiştirmeyecek!

Söylediklerinin arkasında duracak!

Yoksa arkasında başkaları durur!

*

Gene bir fıkra…

Bizim Temel kutsal topraklara, Hacc’a gitmiş, ama namazlarını hep kadınların içinde kılarmış. Bir değil, iki değil, üç değil… Polis her defasında uyarır, ‘Ya hacı, haram, kadınların arasında erkeklerin ne işi var’ der ve çıkarırmış.

Fakat Temel hep aynı. Yine kadınların arasında namaza kılarken, anlamışlar ki Temel ile baş edemeyecekler, Arapça bilen bir Türk bulmuşlar ve Temel’e neden kadınların arasında ısrarla namaz kıldığını sormuşlar.

Temel şu cevabı vermiş; ‘Ben anamın yerine Hacc’a geldim!’