Bir kere, ne yaparsan yap, insanoğlu’na yaranamazsın. Kırk gün sırtında taşı, bir gün, “Ede yoruldum, biraz in de dinleneyim!” dersin, baka senden kötüsü yoktur.
“Sen iyiliğini yap, balık bilmezse halik bilir!” de derler ya, o hale geldik ki, hatır gönül bilecek, iyilikten anlayacak insan da kalmadı. Ne söz kaldı güvenilecek, ne emanet kaldı verilecek. Ortak ortağa, kardeş kardeşe kazık atıyor, işçi patronuna, öğrenci öğretmenine, karı kocaya, evlat abaya güvenmez, itibar etmez oldu.
Çarşının, sokakların halini görüyorsunuz, benim daha fazla söz söylememe gerek var mı?
Biz önce sevgiyi, saygıyı ve güveni kaybettik. Ve en önemlisi de utanmayı unuttuk.
Daha önce de yazdım, bir gün bir öğrencisi, İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’a gelir ve der ki, “Hocam, hayatta önce neyi örenmemi tavsiye edersiniz!”
Akif şunu söyler, “Evladım, önce utanmayı öğren!”
*
Allah devlete zeval vermesin, bu şehir çok badireler atlattı, çok çileler çekti. Kurtuluş savaşı öncesi, Almanların, İngilizlerin, Fransızların istilasına uğradı, kendini kurtardı.
Tarihte kara leke olarak kalan ve kalacak olan 1978 ‘Maraş Olayları’nı yaşadı, her sene birileri kapanmış yarayı kaşımak ve kanatmak için çaba harcıyor.
6 Şubat 2023’te büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldı. ‘Yılın felaketi’ olarak adlandırılan depremde binlerce canını kaybetti, insanların hayalleri, hatıraları yok oldu.
15 Nisan günü Ayser Çalık Ortaokulu’nda, psikolojik sorunları olan bir öğrencinin yaşattığı katliamda bir öğretmen ve 10 öğrencimiz hayatını kaybetti. Acısı daha taze, silinmedi.
Tarih bizi hep kara günlerle anıyor. Bir kara leke gibi, bir acılar deryası gibiyiz. Ne şanssızlık, ne talihsizlik.
*
Bu dönemlerde bu şehirde çok kıymetli bürokratlar, iş insanları, gazeteciler, milletvekilleri, belediye başkanları, hayırsever vatandaş ve esnaf geldi geçti. Bugün çoğunun isimlerini unuttuk.
Gazeteci denilince akla Şeref Turhan gelirdi. Giyimi, hitabı ve mesleğine olan aşkı ile gazeteciliğin saygın bir meslek olduğunu aşılayan isimdi.
Benim ustamdı, bu mesleğe ilk adımı atmama vesile olan hanımefendiydi Nadire Tolun. Herkes onu Memleket Gazetesi’nin eski adı olan ‘Engizek’ ile anardı.
Seneler önce kaybettiğimiz bir Osman Sayın vardı. beyefendilik abidesiydi, insan evladıydı.
Çok uzaklara gitmeye gerek yok, hafızalarımızı tazeleyelim diye yazıyorum, bu şehirde 3 dönem belediye başkanlığı yapan Dr. Sait Emirmahmutoğlu, 2002’de, dönemin belediye başkanı Hanifi Mahçiçek’e,”Oğlum Hanefi, biz bugüne, bu zamana kadar hep boklu su içirdik, sana vasiyetimdir, sen bu kadim şehrin insanlarına sakın pis su içirme, içirirsen öbür dünyada iki elim yakanda olur, unutma!” demiş, proje adamı, devlet adamı Mahçiçek de o vasiyeti, o sözü yerine getirmiş, Andırın’daki Karasu’yu cazibe ile şehre getirmiş ve insanlara cazibe ile su içirmişti.
Eski Botaş’taki görevi sebebiyle şehir doğalgaz ile tanışmıştı.
Yakın tarihte kaybettiğimiz bir Ali Doğan efsanesini, bu şehirde 16 yıl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı yapmış, Turgut Özal döneminde, teşvik yasası ile şehrin ‘tekstil şehri’ olmasında büyük payı bulunan Mehmet Balduk’u, yine bu yılın başlarında kaybettiğimiz, şehri batıya açan H.Ali Özal’ı çok çabuk unuttuk.
*
Vefa artık sadece İstanbul’da bir semt adı olarak kaldı. İnsanlara utanma duygusunu unutalı çok oldu da, son olarak elimizde kalan vefa duygusunu da yakın tarihte kaybedince, hele hele zaten içimizde var olan Allaha korkusunu, merhameti, acıma duygusunu, depremden sonra dışarı vurduk, insanlığı, yardımlaşmayı, acımayı ve merhameti unuttuk.
O Av. Vahit Bağcı ki, BARO başkamı olduğu yıllarda, yurtdışına görevli gittiği halde ‘Fetöcü başkan kaçtı’ diye haberleri yapıldı. Alakası yoktu, fakat insanlarda merhamet, acımasızlık duygusu çoktu.
AK Parti İl Başkanı olduğu dönemde, Ahmet Özdemir’e bir gecede yapılan siyasi darbeyi, vefasızlığı unuttuk mu zannediyorsunuz!
Başarılı, bu şehre bir çivi çakılmasına vesile olan her kim varsa, yanında olmadık, desteklemedik, arkasından kırk satır laf söyledik, yazdık. Bırakın mesleğini, bırakın kariyerini, bir adım ileri gidenin tekerine çomak soktuk, yürüyen atın başına vurduk, büyüyene ‘nereden aldı acaba, kimi dolandırdı?’ diye kuşkuyla yaklaştık. Başarıyı kıskandık, olanla yetindik, kendimizi geliştirmeyi, ufka yelten açmayı düşünmedik. Düşünenleri, geleceğe yön vermek isteyenleri baltalamaya çalıştık.
*
Aslında bu yazıya bu meselede eklenecek çok söz var da, en çok da zoruma giden, yazmakta zorlandığım mesele, komşu Gaziantep’i kıskanmak. Onlar bizi doğal güzelliklerimizle, zenginliklerimizle kıskanıyor, biz ise onları tutkun olmaları kalkınmaları, birbirinden muhteşem proje üretmeleri ile başımıza taç ederken, artık titreyelim ve kendimize gelelim.
Vakit geldi geçiyor. Her insan gibi her şehir kaderini yaşar ve herkesin ve her şehrin bir kader çizgisi vardır yaşam boyunca.
Biz kaderimizi yaşıyoruz. Biz “İki yakanız bir araya gelmesin!” bir sahabenin bedduasını yaşıyoruz.
Biz iflah olmaz bir şehiriz desem belki ağır kaçacak, fakat gerçek olduğunu siz de itiraf edin, biz su içerken dişi kırılan bir kadersiz, kıymet bilmez şehrin evlatlarıyız.
*
Şimdi Büyükşehir Belediye Başkanımız var. Fırat Görgel. Bari bu şehir için kendini feda eden, uykusuz geceler geçiren, Ramazanda bile bir gün evinde iftar yapamayan ak saçlı bu insana sahip çıkalım, destek olalım.