Hayatta bir patlıcan içini severim, bir de canımın içini.

İkisine de doyum olmaz. Biri mideyi doldururken, diğeri de manevi iklimi güzelleştiriyor, şekillendiriyor. Candan insan, canı canandan üstün kılan zihniyet, can dostu olanlara ne mutlu diyerek yazıya başlarken, tabi yine şehre dair iyimser veya kötümser düşüncelerle karşılaşacaksınız.

*

Bak canımın içi, siyaset halk için yapılır, halka rağmen de siyaset yapılmaz, hele maya da bozuksa, o göle çaldığın maya da boşa gider. Kendinden çok şehrin için, memleketin için, vatanın için de siyaset anlayışın eyvallah da, bunu bana, ötekilere, memleketline inandırman lazım.

Bu şehir çok siyasetçi gördü. Birkaçı dışında çoğunun ismini hatırlayan çıkmaz!

Ha varlıkları, ha yoklukları diyebileceğim isimler çabuk unutuldu. İz bırakanlar hariç tabi. Bir kurum müdürüne telefon ettiğinde, muhatabı ahizenin öbür ucunda esas duruşa geçer, ceketinin düğmesini iliklerdi. Şimdi tınlayan yok!

Öyle kuru, içi boş, hiçbir anlam ifade eden cümleler sarf etmekle olmuyor bu işler canımın içi.  

*

Her zaman derim, yazarım, siyasetçi isen, severken de, söverken de, öperken de samimi olacaksın. Tıynetinde bozukluk varsa, ne sevmesini biliyor, ne edebince sövmesini bilmiyorsan, uzak duracaksın. Yok hükmündesin!

Konumuz yine AK Partiye transfer olan Dr. İrfan Karatutlu. Aylar sonra Aktutlu olunca sesin soluğun da çıkmaz oldu. Çıkamaz da zaten. Eskisi gibi bol keseden atıp tutma devri geçti. ‘hop, dur bakalım orada!’ derler adama.

Sonra, senden büyük abin var önünde. Yüzbaşının atı geçilmez hesabı. Gel, git, otur, kalk. Maaşını ye, keyfine bak. Yetmiyorsa söyle sana da bir yardım sandığı kuralım, hayrıma ben de emekli maaşımdan bir şey vereyim.

Bak, sevgili İrfan Karatutlu. Seni samimiyet testine soksam, bırak bütünlemeyi, sınıfta kalırsın. Yalan makinasına soksam, yalan makinası isyan eder, ‘Gavur Müslüman yok mu, kurtarın beni!’ diye yeri göğü ayağa kaldırır!

Önce samimiyet… Muş gibi, miş gibi yapmak değil siyaset, mesele. O işler öyle olmuyor canımın içi.

*

Sonra…  Bak şekerparem, hacıhamza armudum, urmudutum, Bertiz üzümüm, gün pekmezim, Çağlayancerit cevizim, ahudutum, karadutum çatalkaram, ‘Süllümden endim, sözümden döndüm!’ demekle olmuyor bu işler.

Dedim ya, samimiyet gerektiriyor.

Aynı duyguları bizler için, yani meslektaşlarım için de yazar, paylaşırım. Ciddiyet çok önemli. Güven vereceksin insanlara. Bir yere davet edildiysen, yemek seçme lüksün yok. ‘keşke akşam kabak dolması, hindi kızartması, lahmacun, içliköfte, üzerine de fıstıklı baklava olsa!’ diye düşünür, niyetlenirsen, hayallerin suya düşebilir. Bir de bakmışsın, bulgur pilavı ile cacık ve salata düşmüş kısmetine. Umduğun dağlara kar yağdığını o zaman anlarsın da, sonra da ‘ah keşkem, ah keşkem’ türküsünü dolarsın diline.

Çünkü kimse sana ballı börek bir sofra vaat etmemiştir, söz de vermemiştir. Ve Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan da kimseye söz vermez, vermemiş, ‘Git sahada ol, çalış!’ der ve demiştir.

*

Demem o ki canımın içi…

Çok da ümitlenme, hayale kapılma, rüya âleminde gezinme!

Her şey veya hiçbir şey senin düşündüğün gibi, hesap ettiğin gibi gitmiyor hayat canımın içi.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner1602

banner1604