Yeni öğrendim, İtalyan atasözüymüş.
Bu başlığa neden gerek duyduğumu sorarsanız, hoş sorduğunuz yok da, soruyormuşsunuz gibi yapıp cevabını vereceğim.
Yakın çevrem, dostlarım, meslektaşlarım, ‘Çok hızlı gidiyorsun, yazılarının ayarı yok, biraz frene bas, bilirsin, hızlı giden atın boku seyrek düşer! Kendini içeride bulabilirsin!’ şeklinde uyarınca, şöyle bir düşündüm, sahiden çok mu ileri gidiyordum, millete ayar vereyim derken şirazeyi mi kaybediyordum, zıvanadan çıkıp klavye terörü mü estiriyordum?
*
Bu soruları çok sordum kendime!
Sordum ama yazılarımdan ötürü içeri atılacak kelime, cümle bulamadım. Devletine ve milletine bağlı bir fert olarak, eee geleneklerine, şehrin varlıklarına, milli ve manevi değerlerine önem veren beni ne diye içeri alsınlar? Memlekette ki her gün haberlerini giriyoruz, onlarca, yüzlerce suçlu yakalanıyor, beni mi bulacaklar bula bula!
Kendimi bu meselede cesur olduğu kadar iyi, mükemmel de buluyorum, o bakımdan bırakın çekici, bırakın örsü, birilerinden, bir kurumdan korkmam için sebep yok diye düşündüm.
*
Siyasilere, başkanlara, kurumlara ayar veriyor, yanlış giden bir şeylerin düzelmesi, yapılanın daha çok olması, şehrin bir an önce ayağa kalkması, çeşitli etkinliklerle tanınması, insanların yaralarının sarılması noktasında yazıyorsam, bunda alınacak, gocunacak ne var?
Ekşi ayran içmiyorum ki karnım ağrısın! Eee, kimsenin tavuğuna da kışt demiyorum.
*
Günde 2 köşe yazısı yazan birisi olarak, bilgisayarın başına oturduğumda, müzik dinlerken en az birkaç kez gözden geçirir, nerede hata yaptım, nerede kırıcı oldum, nerede cevap hakkını doğuracak ifadeler bıraktım, düzetirim, yani kendi yazıma editörlük yaparım.
İstemeden, farkına varmadan gönül de kırarsam özür dilerim. Bunun erdem olduğunu bilirim.
Ama kimseye de kemiğimi kemirttirmem! Hele hele irfan sahibi olmayanlara, asla!
Bilinsin, not düşülsün istedim!





