Teknoloji yerinde, zamanında ve isabetli kullanıldığında insan yaşamını kolaylaştırıyor.
Parti teşkilatlarında bir rahatsızlık var. Hepsinde de içten içe bir savaş, bir fesatlık, bir nefret, bir gizli çekişme var. Fakat kimse de içerideki, ailedeki savaşı dışarı sızdırmıyor, belli etmiyor, hissettirmiyor ama yerin de kulağı var, su sızıntısı gibi bazen dışarı sızdığı da oluyor. Önce aile, sonra komşu, derken mahalle ve şehir çalkalanıyor iddialarla, dedikodularla…
*
Gerçek veya dedikodu her neyse, iddialar içeriden sızdırılıyor, servis ediliyor bir yerlere. En çok da imalat artıkları sosyal medyaya…
Hani derler ya, ağacın kurdu kendi içinde olur. O hesap!
A, B, C partisi fark etmiyor, biraz sivrilsen, biraz ileri gitsen, biraz medyada bir iki gözüksen, biraz çevreyi ve halkayı geniş tutsan, istenmeyen adam-kadın ilan ederler seni.
*
Mahalle temsilcisi ilçe başkanına, ilçe başkanı il başkanına, il başkanı milletvekiline muhalif. ‘O kim ki, ben ondan daha çok tanınıyorum, ondan daha çok siyaset yapıyorum, ondan daha çok teşkilatçıyım!’ havasına bürünenler, kendilerini dağ aslanı puma yerine koyar, en büyük benim, siyasetin kralı benim der.
Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Kimse kendinden başka gölge istemiyor.
En çok da; ‘uzayan dal bizden olsun!’ mantığı ile hareket eder, kerameti kendinden menkul bir siyaset anlayışını benimsediği için, başkalarına düşünme, yaşama ve bir adım ileri gitme şansı tanımazlar.
Bu tipler aramızda dolaşır sürekli. A takımındadır, B takımındadır, C takımındadır.
Memleket, şehir ve ülke çok da umurunda olmayıp, varsa yoksa kendini düşünür.
*
Egoları yüksektir, kıskançtırlar.
Kibir abidesidirler, güç zehirlenmesi yaşarlar, burunlarından kıl aldırmadıkları gibi, kendilerini siyaset ve parti üstü görürler, ‘Sen sus, konuşma, otur oturduğun yerde. Ben senin adına konuşurum, ayakta dururum!’ Ucuzluğuna soyunup kafasında dolaştırdığı kırk tilkiyi birbirine değdirmeden, bir de bakmışsın arkandan dolap, film çeviriyor.
O baş aktör, sen figüran…
Aşeriyor sanki, canı öyle çekmiştir.
*
Bu bencil, bu haset, bu güç zehirlenmesi krizine girenlerin sonu hep hüsran olmuştur ya da toplumdaki karşılığı sıfır…
Topluma itici gelen bu karakter yoksunları, partilerine de zarar verir, dostlarını da kendinden uzaklaştırır, memleketi zaten düşündüğü yok, kullanma tarihi bittiğinde, kapının önüne konduğunda, eden bulur misali, ‘ben ne yaptım da bu hallere düştüm!’ diye kafasını duvara vurur ama, bakmışsın duvarda briket kalmamış.
Vuran vurana…
*
Birkaç gün önce, takımlarımızdan, hem İstiklalspor, hem de Kahramanmaraşspor, kendi sahalarında rakiplerine takıldılar, 2’şer altın değerinde puan kaybettiler. İstiklalspor şampiyon olmak için mücadele veriyor, Kahramanmnaraşspor kümede kalabilmek…
İstikalspor, geçen yıl şampiyonlukta büyük payı olan Aykut’u Kütahya’ya neredeyse bedava vermeyecekti. Bir menajer kaprisi, huyu tutturdular, golcü oyuncuyu Kütahya’ya kaptırdılar.
Şimdi giden puanlara yanıyoruz. İnşallah her iki takımımız yüzümüzü güldürür, biri şampiyon olur, gariban takımı Kahramanmaraşspor da ligde kalır.
Anam bana gız diyo ama umudum ız!
Bunları nereden mi biliyorum, eee, görünen köy komut istemez diye boşuna mı başlık attık birader!





