Bazı insanları çok iyi anladığımız, dört dörtlük tanıdığımızı zanneder, söyleriz. Sorsalar tüm meziyetlerini sereriz masanın üzerine de unuttuklarımız karşısında ‘vay canına, helal olsun! Bak bu kadarını da bilmiyordum!’ demekten de çekinmez, kaçınmayız. Bizi hayretler içinde bıraktıkları anlar, zamanlar olur.

Sevgili Eray Ersoy’un maşallahı, on parmağında on marifeti var. Senelerdir tanırım, kalenderdir, hoş sohbettir, tevazu sahibidir, uyumlu ve her zaman pozitif enerji taşır, sohbeti-muhabbeti keyif verir, gönül ve dava adamıdır.

Siz onu sadece bir eczacı, sadece bir siyasetçi bilir, zannedersiniz değil mi?

Ben de sizin gibi düşünüyordum. Değilmiş.

*

Bir videosunu dinledim, ağzım bir karış açık kaldı. Saz çalıyor. Yani bağlama. O kadar duygulu, o kadar içten, o kadar yürekten çalıyor ki, sözler dilinde ilahi bir nağme gibi yayılıyordu.

‘Ağlama yar ağlama anam, mavi yazma bağlama…’ deyip uzayıp giden türküye kendini öyle kaptırmıştı ki, bir Türk Sanat ve Halk Müziği dinleyicisi, iyi bir kulağa sahip bir müzik hastası olarak bayıldım doğrusu.

*

Sazı konuşturuyordu adeta. Tellerine dokunurken, kalplere, yüreklere dokunur gibiydi. Kendi ifadesiyle, ‘Bazen elinden diline dökülür duygular’ misali, duygulu olduğu kadar içinde hüzün gizli şarkıları, türküleri o kadar güzel çalıyor ve söylüyor ki, gıpta etmemek mümkün değil.

Hayatım boyunca bir müzik aleti çalmak en büyük arzumdu. Sesimin de güzel olduğunu söylerlerdi, fakat bu arzumu bir türlü gerçekleştiremedim.

Ama şunu istiyorum, bir gün sevgili Eray Ersoy’u ziyaret edip, benim için ‘Sarardım ben sarardım, senin için sarardım’ türküsünü çalmasını, birlikte söylemeyi rica edeceğim. Seve seve eşlik ederim yani.

*

Beyefendi kişilik, siyasetin (AK Parti İl Başkan Yardımcısı) ve eczacılık mesleğinin yüz akı sevgili Ersoy’a eczacılık ve siyaset alanında olduğu kadar, müzik dalında da başarılar diliyorum.