Biz Türkiye’nin birlik ve beraberliği dediğimizde, kavmî ve dil farklılıklarını yok sayan, onları asimile etmeye çalışan bir birlik ve beraberlikten bahsetmiyoruz. Bizim kastettiğimiz açıktır: Farklılıkları bir zenginlik, ilahi bir lütuf kabul ederek, aynı yüce idealler etrafında kenetlenmek… Farklılıkları inkâr ve reddetmek ne kadar yanlışsa, onları mutlaklaştırarak işi kavmiyetçiliğe ve ırkçılığa vardırmak da o kadar yanlış ve tehlikelidir.
Dirlik olmazsa birey de, cemaat de, toplum da, devlet de kaybeder. Birlik ve beraberliğimizin dinî ve ahlâkî temelleri açıktır. Kalplerini aynı yüksek değerler etrafında birleştirmiş İslâm milletleri, geçmişte olduğu gibi bugün de rengârenk, çeşit çeşit, mis gibi kokan ve bakanlara ferahlık ve hayat veren bir gül bahçesine dönüşebilir.
Müslüman toplumların önünde duran en büyük ve acil sorunların başında birlik ve beraberlik geliyor. Giderek küçülen ama küçüldükçe de sorunları artan ve sıkışan dünyamızda birlik olmadan dirlik sahibi olmak mümkün değil. Tarih şunu gösteriyor: Birlik içinde hareket eden toplumlar başarılı olmuş, adalet dağıtmış, medeniyet kurmuştur. İç ve dış sebepler yüzünden bölünen, parçalanan toplumlar ise kısa sürede dağılmış, tarih sahnesinden silinmiştir. Bugün İslâm dünyasının birlik ve beraberlik sorununu etraflı bir şekilde masaya yatırması ve ciddi bir muhasebe yapması gerekiyor.
Birbirinden farklı dilleri, milliyetleri, cinsiyetleri, kültürleri olan insanlık âlemine baktığımızda muazzam bir çeşitlilik görürüz. Bu çeşitliliğin anarşiye ve kaosa/kargaşaya dönüşmesini engelleyen, insanlık vasfına bir ahenk, düzen ve bütünlük kazandıran da yine tevhid, yani birlik ve beraberlik ilkesidir. Bu, yaradılış aleminin temel ilkelerinden biridir. İşte bu ilkeden hareket eden Müslümanlar, tarihin en muhteşem medeniyetlerinden birini inşa etmişler ve insanlığın hizmetine sunmuşlardır. Bunu yaparken de birlik ile çokluk, vahdet ile kesret arasında hassas bir denge kurmuşladır.
İslâm toplumlarına ve medeniyetine baktığımızda çok renkli bir tablo görürüz. Türk’ü, Kürd’ü, Arab’ı, Fars’ı, Hintli’si, Maley’i, Bosnalı’sı, Afrikalı’sı ile İslâm ümmeti bir çiçek bahçesine benzer. Her bir çiçeğin rengi, kokusu, endamı farklıdır. Ama onların bütünlük ve ahenginden muhteşem bir çiçek bahçesi ortaya çıkar. Aynı şekilde İslâm medeniyeti, Fas’tan Endonezya’ya, Anadolu’dan Hint alt kıtasına, Arabistan’dan Orta Asya’ya ve Balkanlara kadar muazzam bir çeşitlilik gösterir.
Bu sesimize duysun artık büyüklerimiz…