Bu, sonuna geldiğimiz 2025 yılının son esnaf odalarına dair bireysel yorumlarımı içeren yazı. Zaten 1 veya 2 Ocak’ta seçimler start alacak, ilkin Bakırcılar Odası Başkanı Selamet Atlı ‘bismillah’ deyip seçime gidecek ve muhtemelen de (ki yüzde yüz) seçimi kazanmış olacak.
Sonra takip eden günlerde seçimler birbirini izleyecek, kazanan sevinecek, kaybeden iki seksen uzanacak! Bir sonraki dönem için yeniden şans kapısını aralamayı deneyecek.
Evet, odaya halıyı serdik, altındaki hırı-hışı temizledik, tozları makineye aldık, yepyeni bir yıla uyanmak üzere seçimleri başlatıyoruz.
*
Dedim ya, niyetim size türkü söylemek değil. Seviyorsanız açar dinlersiniz de, ben yine esnaf oda seçimlerine değinmek, bu meseledeki kişisel yorumlarımı dillendirmek istiyorum. Kimsenin etkisi altında kalmadan, özgür düşüncemi paylaşmak asıl niyetim.
Şunun şurasında birkaç günlük bir zaman kaldı. Dananın kuyruğu kopacak, hem de Ocak ayının ilk gününden itibaren takip eden günlerde seçimler bitecek, fırtınalar dinecek, akan sular durulacak, ya mevcutlar kazanacak, ya adaylar mutlu sona ulaşacak!
Artık ne viraj kaldı, ne rampa, ne de köprü ve tünel. Son düzlüğe doğru ilerliyoruz birkaç adım sonra…
*
Siz de farkındasınız, son günlerde bel altı vuruşları başladı. Tarafsız kalması gerekenler bizzat isimlere müdahaleyi seçiyor. Şunu bir kere daha belirtmemde yarar var, esnaf odaları kimsenin babasının malı, kimsenin arka (siyasi partilerin) bahçesi değildir.
Siyaseti seviyor olabilirsiniz, ya siyaseti, ya da odayı tercih edeceksiniz. İki karpuzu bir koltukta taşımak ayrı bir hüner, ayrı bir meziyet ve cesaret ister!
Varsa buyurun, oda da, seçim de sizin!
*
Dikkat ediyorum, kimse gerçekle yüzleşmekten hoşlanamıyor. Oysa doğru, gerçek bir tane. Kabulleneceksiniz! Ben bir gazeteci olarak kişisel düşüncelerimi yazmak zorundayım. Alınan, gücenen, kırılan da olabilirse, kusura bakmasınlar.
Bu, onları sevmediğimiz, ciddiye almadığımız anlamına gelmez. Hepsi de şehrimin insanı. Yarın yüz yüze bakacak, aynı cenazede ve düğünde karşılaşacağız. Kırılmak, gücenmek yok!
Bir çay içirdin, bir poğaça ısmarladın, bir ölmüş tavuk dürümü yedirdin diye taraf tutacak halim yok.
Ancak adayları ve mevcut başkanları terazinin kefesine koyduğumda, kimin ağır bastığını, kimin hafif kaldığını yazmak zorundayım.
*
Farkındaysanız, şimdi herkes proje üretme derdinde. Üyenin karşısına eli boş gitmiyor. Belki başkasına ait, belki de geçen dönemden kalma düşüncelerini proje diye üyeye sunmayı deniyor. Ha, seçildiğinde bu söylediklerini, ısıtıp ısıtıp ortaya koydukları projelerini hayata geçirebilecek yeteneği, cesareti ve imkânı var mı, onu bilemem.
Ama bütün başkan ve adayları proje peşinde. Kendilerinin de bir proje olduğunun farkındalar mı acaba?
*
Şu sıralar adayları ve mevcut başkanları arıyoruz, ‘neredesin?’ diye. Hepsi de üye ziyaretlerindeler. Eh, artık yolun sonuna geliniyor.
Gönül ister ki sükûnet içinde geçsin, kavga-gürültü olmasın! Adaylar kendilerine yakışır etik kurallar içinde seçimlerini yapsınlar, kazananı tebrik etsinler! Kaybetmek dünyanın sonu değil. Bir yarış bu, bir mücadele. Kazanan kadar kaybedenin olması mukadder.
*
Kurumsal kimliğe (kurumsal olmayı başarabildiler ise) halel getirmeden, yarın yüz yüze bakılacağını unutmadan dost ortamında geçsin her şey.
Tabi mevcut veya adayları masaya yatırdığımızda seçimi garanti gözüyle gören, yani banko diyebileceğimiz isimler, adaylar var. Bunların kim olduklarını zaman zaman bu sayfada dile getirdik. Seçime birkaç gün kala aynı yemeği ısıtıp sofraya koymak doğru olmaz!
Hayatta garanti diye bir şey yok aslında. Bankasından başka…
Son sözüm, keramet koltukta değil, adayın karakterinde, özgül ağırlığında.