Başlıktaki bu veciz sözü bir büyük devlet adamının söylediği tahmin ediliyor. Söylediğine göre bir bildiği olmalı diye düşündüm ve yazımın başlığı olarak aldım.
Mesele şu…
İkna edilmiş adam içten pazarlıklıdır, kafasında kırk tilki dolaşır, nereden alırım, nereden vururum hesabındadır sürekli. Kerameti kendinden menkul sayınca, kendini bulunmaz Hind kumaşı yerine koyar, babasının muhtar olduğunu söyler, vazgeçilmez kişilik kimliğine bürünür, kendini siyasetin de üstünde görür, kimle konuşsa, kimden ne teklif gelse, ’dağları ben yarattım!’ havasına girer.
Samimiyetsizdir ve içten pazarlıklıdır.
Kafasında hep para vardır, makam vardır, koltuk vardır, etiket vardır, kimlik vardır, araba vardır, ev vardır, cep telefonu vardır.
Memleket mi? O da ne demek! Dur hele memleketin sırası mı şimdi!!!
*
Bir oyuncu transfer edecek olursunuz, biraz da kendini kanıtlamış bir futbolcu diyelim, ağırdan alır, nazlanır, kendini pahalıya satmayı düşünür, birisi de; “Bizim takıma gel, şampiyonluğa oynuyoruz. Avrupa’da top koşturursun, fiyatın katlanır!” dediğinde tam fırsat bu fırsat diye düşünür fakat hemen balıklama atlamaz, “Bir düşüneyim, menajerimle istişare edeyim, size haber veririm!” dediğinde anlarsınız kendini pahalıya satacağını. Aslında gitmeyi kafasına koymuştur aylar önce de, ucuza gitmeyeyim diye cilve yapar, naz yapar kendi kendine.
*
Kırk tilkinin dolaştığı kafasında bir fiyat vardır.
Büyük takımda oynama hayali vardır ki onu gerçekleştirmek en büyük hayaliydi.
“İlk 11’de yer alırsam gelirim, fiyatım da şu kadar!” deyiverir nihayetinde. Çok fazla nazlanmaz, bilir ki çok naz âşık usandırır. Senelerdir oynadığı takımda, Y renklere hayran iken, geldiğinde ‘ben zaten doğuştan X takımına gönül vermiştim!’ Yani gönlümün takımına geldim!’ deyiverir. Külliyen yalan!
*
Sonunda istediği rakamı, istediği kulübü bulunca parayı kim verirse versin, hooop kendini o büyük kulüpte buluverir. Malum, parayı veren düdüğü çalıyor!
Her transferin, her yer değiştirmenin bir bedeli var. Herkesin bir fiyatı olduğu gibi.
Biraz da starsanız, biraz da oyun kurucu futbolcu iseniz, size verilecek fiyatı kimsenin gözü görmez.
Zaten siz de inandığınızdan değil, ikna edildiğinizden gittiniz o büyük kulübe. Para tatlı, kulüp büyük, taraftar çok, eh sen de fena değilsin yani, takımın rengi, forması umurunda bile değil. İnandığından değil, ikna edildiğinden stadyumun yolunu değiştirmiştir.
Sen paradan haber ver!
*
Peki, spor camiasında bunlar yaşanır da, siyasette de vuku bulduğu olmuş mudur?
Yok canım daha neler! Bizim çocukların öyle ikna ile sorunları yok, onlar inanmış kimseler!
Başka takımlar, başka siyasetçiler, başka partiler beni ilgilendirmez de, bereket versin benim şehrimde siyaset yapan bulunmaz Bursa kumaşı siyasetçiler, böyle ikna imiş, inanma durumları imiş çok da aramazlar.
Onlara kulüp başkanını bilirler, antrenör ile iyi geçinip, taraftara şirin görünüp öteki transfer sezonunda iyi bir paraya gitmek derdi davası.
*
Ha, sen gelince diğer oyuncuların huzuru, rahatı kaçar mı, kaçar. Üstelik de sahaya çıkarken ilk 11’de forma giyme garantisi de aldın. Senin ayarındaki bazı oyuncular, sözüm ona oyun kurucular pek de memnun kalmamış olsa da, kalmış gibi, mutlu olmuş gibi hareket ederler.
Etmek zorundalar. Seni gidi, seni!!!!
*
Neyse… Asıl meseleye gelelim, Deva Partisinden AK Partiye transfer olan, yani geçen İrfan Karatutlu ikna mı edildi, inandığından mı yuvaya döndü?