2026-02-13 08:13:23

Haber ve yazı birilerini rahatsız eder, etmiyorsa reklamdır!

Mehmet FİSKECİ

mfiskeci_kimlik@hotmail.com 13 Şubat 2026, 08:13

Tabi, birilerini rahatsız edeceğiz diye, İstiklal Marşı Şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi, gelenin keyfi için de geçmişe kalkıp küfredecek değiliz zaten onun adı da gazetecilik hiç değil.

Kimse de, ki kendi şehrimden söz ediyorum, birilerini incitmek, kırmak, itibarsızlaştırmak gibi adi bir düşünce, heves ve gayret içinde değil iken, mesleğin itibarını yerlerde süründürenlere de zaten gazeteci değil, tetikçi, şantajı, imal artıkları gözüyle bakıyor toplum.

*

Aslında bu yazının ilham kaynağı, severek okuduğum Deniz Zeyrek’tir. “İktidarı kutsayan gazetecilik(midir?)” başlıklı yazısında haberin ve gazeteciliğin ne olduğuna dair mükemmel yorum ve analizlerde bulunmuş.  

Başlığa gelince, her nasıl ifade edilirse edilsin, bu sözdeki mantık, mesleğimizin tarihini en sade, en çıplak şekilde özetler.

Bugünlerde AK Parti iktidarını uzun yıllardır destekleyen bazı meslektaşlarımız “gazeteci iktidarı savunmak zorunda mıdır?” tartışması başlattı.

Arkasında ne olduğu, neden şimdi başladığı gibi birçok soruyu bir kenara bırakarak bu faydalı tartışmayı yapmak zorundayız.

Bunu yaparken de öncelikle şu soruların cevabını vermeliyiz: ‘Gazeteci iktidarın mı, halkın mı temsilcisidir ve de kimin haber alma hakkını savunur?’

Farklı yorumların, analizlerin olması gayet doğal. Derim ya, insanların tuttukları takım ve oy verdikleri partiler başka olunca, tercihler de haliyle farklılık arz edecek.

*

Gerçek olan şu ki, gazeteci kamuoyunun temsilcisidir. Onun sadakati devlete, lidere ya da partiye değil; gerçeğe, okura ve izleyiciyedir. Bir siyasi tercihi, güzergâhı olabilir. Oy, kendisinin namusu, kimsenin karışmaya, müdahale etmeye hakkı yok.

Bizler, iktidarla ne dost, ne düşmanız, sadece bağımsız kimseleriz.

Başarılı bulduğumda iktidarı da methederim, (hatta başarılı bulduğum Çevre ve Şehircilik Bakanı sayın Murat Kurum’a atfedilen ‘şantiye şefi’ etiketini incitici biçimde dile getiren DEM milletvekiline nefret kustuğum gibi) muhalefeti de eleştiririm. Kimseyi sevmek, oy vermek mecburiyetinde olmadığım gibi, kimseye de düşmanca tavır takınma heveslisi değilim.

Seven sever, sevmeyen okumaz, geçer gider! Bitti, gitti…

*

Devletin bekası ve ‘istikrar’ gibi gerekçelerle iktidarın yanında durmak elbette önemli. Muhalefet varsın muhalefetliğini yapsın dibine kadar. İktidarı eleştiren, rahatsız eden bir faaliyet niyet-düşünce içinde olmak gibi heves takınmadım. Takınmadım ama her icraatını da beğenmek zorunda değilim.  Kim inandırıyorsa, kim ikna ediyorsa, kim güven veriyorsa, eyvallahım ondan yana.

Şu da var, eleştirmek hakaret etmek değil asla. Biz de eleştirirsen, adın ‘reklam istedi alamadıya’ çıkar, översen de ‘ne olacak dürümcü zaten, üç kuruşa satıldı’ etiketini yakanda bulursun!

Yanlışa yanlış, eğriye eğri, doğruya doğru, güzele güzel diyorsan, gittiğin güzergâh sana helal olsun!

*

Son günlerde kendi aramızda tartışıyoruz, zaten kamuoyu da artık iktidar ve muhalefetten çok güven vermeyen, güven sorunu yaşayan basın camiasını eleştiriyor, konuşuyor iken, tartışmada ortaya atılan sorunun kendisi dahi şahsım şehrinde gazeteciliğin ne hale geldiğini anlatan ve gösteren örneklerin çoğalması, insanın midesini bulandırmıyor da değil.

Bir kere kamuoyu, eleştiri ile hakareti birbirinden ayırmak zorunda. Tıpkı gerçek gazeteciler ile çapsız, özgül ağırlığı sıfır, imalat artığı denilen, tehdit ve şantajı meslek edinmiş gazeteci kılıklıları ayırmak gibi.

Eleştiririm, ama gelen keyfi için de ne geçmişe, ne de kimseye, herhangi bir partiye küfretmem! Gazeteciliğin kitabında böyle bir kural yok!

Gazeteci ne iktidarı savunmalı, ne muhalefeti eleştirmeli, sadece denetleme görevini yerine getirmeli. Doğru olan da bu.

*

Son ekleyeceğim cümlelerden biri de, kimse eleştirilmeyi sevmiyor. Hak etmediğini düşünüyor bile bile yanlış konuşsa, yapsa da…

İstiyorlar ki, methedilelim, başımız yücelerde ve herkes bize hayran olsun, eksikliklerimiz görmezden gelinsin, yanlış yapsak dahi bilinmesin, yazılmasın! Tabi öyle bir dünya yok!

Sen yazmazsan, ben eleştirmesem doğruya nasıl erişilecek?

İşini düzgün yaparsan, ahlaklı gazeteciliği benimsersen, etik kurallar çerçevesinde gayret gösterir, ilan da verirler, abone de olurlar, takdir de ederler! 

Sözün özü; biz gazetecilere düşen ‘Haber ve köşe yazıları birilerini rahatsız etmeli, etmezse reklama girer!’ tanımını ve gerçek gazeteciliği sonsuza kadar yaşatmaktır.

İtibar suikastını düşünmeden, yargısız infazı meslek edinmeden!

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.