Kıymetli meslektaşım Mustafa Nuri Şirin önemli bir meseleye dikkat çekmiş, atama bekleyen 74 profesörün bulunduğunu, bunlardan 35’inin hâlihazırda KSÜ’de (bir de ülkede enflasyon yok diyorlar!) görev yapan akademisyenler olduğunu söylemişti.

Dediği üzere, mülakata katılanların hepsi de birbirinden kıymetli isimler. Sıkıntı yok, eyvallah!

Arkasından tüm adaylar, geçen hafta cuma günü 3 gurup halinde YÖK’te mülakata alındılar. Herhalde mülakatta domatesin mideye, kuyruk yağının ağrı-sızılara iyi gelip gelmeyeceğini sormadılar.

Tabi hepsi de kahraman kimseler. Eh, şehir kahraman olunca, rektör adaylarının da kahraman olmaları gayet doğal. Hepsi de iyi niyetli kuşkusuz, hepsi de hizmet etmek için talip olmuşlardır.

Hayırlısı olsun!

*

Temenni şu; vizyoner olsun, isimden ibaret kamasın üniversite. Bilim yuvası olsun. Akademik kariyeri zirveye taşısın.

Şunun adamı, bunun adamı değil, özerk eğitim yuvasının patronu olsun.

Kriter tabi ki önemli. Bir de herhangi bir cemaatin adamı olmasın mümkünse. Emir almayan, AR-GE’ye önem verip bu büyük eğitim yuvamızı ülkemizin saygın ve seçkin üniversiteleri arasına koysun!

Siyasetin oyuncağı olmasın! Siyasetin talimatı ile hareket edip, koltuğun itibarına gölge düşürmesin!

Tabi son sözü patron, yani sayın Cumhurbaşkanımız söyleyecek. Kriterleri değerlendirecek, kararını verecek. Saygı duyarız.

Kim olursa olsun! Hiçbiri babamın oğlu değil.

*

Gelelim diğer ve önemli meseleye…

Cumartesi günü Tabip Odası bir yazılı açıklama gönderdi basın camiasına. Dediler ki, “Tıp Fakültesindeki öğretim üyelerinin kaçışına sebep olan uygulamaların durdurulması gerekiyor!”

Allah Allah bu da nereden çıktı?

Kimin ve neyin nereden çıktığını bilemem de, bir bildikleri var ki böyle bir açıklamaya ihtiyaç duymuşlardır.

Kim kaçıyor, niye kaçıyor, nereden kaçıyor derken, açıklama ilginç iddia ve önerileri sıralıyor. Lafı fazla uzatmanın, dolandırmanın manası yok, özeti şöyle; Tıp Fakültelerinin eğitim sorumluluğunun dışlanarak sadece bir sağlık hizmet sunucusu gibi kabul edilmesi, tıp eğitiminin en büyük sorunlarından biridir.

Tıp Fakülteleri üstlendikleri eğitim görevi nedeni ile sağlık hizmeti sunumu konusunda farklı özelliklere sahiptir. Sağlık hizmeti sunumu sırasında hekim, uzman hekim yetiştirme de yapılmaktadır. Öğretim üyesi meslektaşlarımızın omuzlarına çok büyük bir iş yükü ve sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumlulukları taşıyan meslektaşlarımızın, hak ettikleri gelire sahip olması sağlanmalıdır.

Tüm Tıp Fakültelerimizde çalışan meslektaşlarımıza sağlanan çalışma şartlarının KSÜ Tıp Fak. öğretim üyelerimize tanınmaması, öğretim üyesi kaçışına sebep olacaktır.

Bu durumda hem vatandaşın sağlık hizmetine ulaşımı zorlaşacak, hastalarımız şehrimizde yapılabilecek işlemleri başka şehirlerde yaptırmak zorunda kalacak hem de geleceğin hekimlerinin eğitimleri aksayacaktır.

Deprem sonrası oluşan şartlar nedeni ile zaten öğretim üyesi yönünden zorluk çeken Tıp Fakültemizin, öğretim üyelerinin ayrılmasına sebep olabilecek uygulamalar ile karşı karşıya kalmaması gerekir.

Öğretim üyelerinin diğer tüm tıp fakültelerinde tanınan hakların sağlanmasını istiyoruz. Günlük politikalar ile gelecek nesillerin iyi yetişmiş hekimler ile hizmet almasının engellenmesini, doğru bulmuyoruz.”

*

Yani diyor ki; karnını doyur, aç bırakma, elin avucuna bakacak duruma düşürme, mukayyet ol, gölgen üzerlerinde olsun, imkânlarını artır da gitmesinler, kalsınlar!

O kadar devasa özel hastaneler elbette iyi yetişmiş hekimleri kapacak, hak ettikleri ücretleri verecek iken, bu şartlar altında Tıp Fakültemizdeki hekimleri zor tutarsınız, zor.

Zincirle bağlasanız yine durmazlar!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner1602

banner1604

banner1605

banner1606