Bugün (yarın) Öğretmenler Günü… Onları onurlandırma, bizlere vermiş oldukları emekler için şükranlarımızı sunma günü. Ailemizden sonra en çok vakit geçirdiğimiz, zaman harcadığımız eğitim kurumlarının güzel insanları ile geçti hayatımızın çoğu. Hem de en anlamlı günleri…

Ne zaman 24 Kasım gelse, öğrencilik yıllarım gelir gözümün önüne, öğrenci arkadaşlarım arasında yaşadıklarım, öğretmenlerle olan ilişkilerimiz, onlara taktığımız lakapları hatırlarım.

İyi not veren öğretmeni ‘harika öğretmen’ kötü not vereni, öğrencileri azarlayan öğretmeni ise ‘kötü öğretmen’ olarak yorumladık, anlattık, konuştuk.

Ama mezun olunca, çocuklarımız da okula gitmeye başlayınca ve bizler de çalışan aslında milli eğitimin kadrosunda değil, özel sektörde eğitici görevi yapan gönüllü öğretmen olarak çocuklarını bizlere emanet eden velilere kefil olunca, öğretmenliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğunu biri kere daha öğrendik ve hem özel sektördeki görevim, hem de sevgili öğretmenlerimle gurur duydum.

*

Zaman içinde çeşitli ülkelerde kendi kültürel ve tarihi özelliklerine göre, farklı tarihler ‘Öğretmenler Günü’ olarak belirlendi. Türkiye’de ise, hepimizin bildiği gibi, Öğretmenler Günü her yıl 24 Kasım’da kutlanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e, Bakanlar Kurulu’nun 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanı verildi.

Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü olan 1981 yılında ise, O’nun başöğretmen olduğu tarihin her yıl ülke çapında “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmasına karar verildi.

Öğretmen; toplumun eğitim hedefleri doğrultusunda bireylere eğitim ve öğretim sunmakla görevli kişiye verilen unvan. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde, ‘mesleği bilgi öğretmek olan kimse’ olarak tanımlanıyor. Ama benim için ‘öğretmen’ kelimesi, bu tanımın çok ötesinde bir anlam ifade ediyor.

*

Önce ilk öğretmenimi sevdim ben. Ağlayarak girdiğim ilk sınıfımdan yüzümde güller açarak çıktım. Nasıl yapmıştı bilmiyorum ama hepimizi daha ilk günden âşık etmişti kendisine. Tüm öğretmenlerimi sevdim, çok sevdim ben. Öğretmenlerimiz arasında kadın vardı, erkek vardı.

Onlar, bizlere iyi bir insan olmayı ve hiçbir zaman doğrulardan şaşmamayı öğrettiler. Bizim sınıfı mezun ettikten sonra başka bir okula tayin oldu. Ve ben onu uzun yıllar boyunca ziyaret etmeyi ve düşüncelerinden yararlanmayı sürdürdüm.

İşin garip tarafı, bizim zamanımızda sınıfta kalmak vardı ve bu korkuyla öğrencilik yıllarımız geçti. Oysa şimdi sınıfta kalmak yok, korkusu da yok.

Haliyle ne eğitim kalitesi kaldı, ne de öğrencinin öğrendikleri…

Boş gelip boş gidince, bilgisiz, araştırmayan, okumayan, sorup sorgulamayan bir öğrenci kitlesi yetişti.

*

Şimdi AKDO SARAY’ın sorumlu müdürü olarak, aslında biz de çalışanlarımıza öğretmenlik yapıyoruz. Onları bir yandan eğitirken, bir yandan da müşteri memnuniyeti ile sınava tabi tutuyoruz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol